31 Mayıs 2009 Pazar

Adenomegali


Siyonlarından kızamıkçık, infeksiyöz mono-nükleoz gibi hastalıklarda da adenit en önemli belirtiler arasındadır.
Bir hastada adenomegali tespit edildiğinde önce kan muayenesi yapılmalı ve tüberküloz reaksiyonu (Montoux testi) araştırılmalıdır. Adenit tüberküloz vakalarında bu test kuvvetle müspet: çıkar. Kan muayenesinde kansızlık, lökopeni, trombosito-peni gibi kan hücrelerinin azlığı tespit edilirse hastada ayrıca kemik iliği ponksiyonu yapılarak çeşitli kan hastalıkları aranmalıdır.
Kan hastalıkları uzmanları tarafından gerektiğinde lenf düğümlerinden ponksiyonla alınan hücreler bir lam üzerine yayılarak boyanır ve sitolojik tetkik uygulanır. Ayrıca bazı vakalarda büyümüş olan lenf bezinden cerrahi usulde parça almak yani biopsi yapmak gerekebilir.
Vücudumuzdaki lenf düğümlerinin büyümesi halinde adenomegali veya adenopati deyimleri kullanılır. Akkan damarları da denen lenf sistemi bütün vücudumuzda kan damarları gibi yaygın olarak dağılmış olup organizmanın savunma ve bağışıklık görevini üzerine almıştır. Bu lenf yolları üzerinde ileri karakol gibi yer alan lenf düğümleri (lenf ganglionları) korteks ve medulla olmak üzere iki kısımdan yapılmışlardır. Lenf düğümünde lenfosit ve makrofaj denen iki tür hücre bulunmaktadır. Lenf düğümleri, çevreden lenf yoluyla gelmiş yabancı bir cisme yani antijene karşı bağışıklık kazanmış B-lenfositi veya T-lenfositi üretir ve dolaşıma verirler. Ayrıca lenf düğümlerindeki makrofaj denen bazı hücreler organizmaya giren yabancı cisimleri veya mikropları yiyerek onları yok etmeye çalışırlar. Bu yok etme veya yeme işlemine tıp dilinde fagositoz denir. Kanda ve lenf sisteminde yer alan ve akyuvar (lökosit) denilen bir seri hücre (lenfosit, makrofai pfazmosit v.b.) bu bakımdan vücudun askerlerine benzetilebilir.
Lenf düğümleri genellikle vücudun belirli anatomik böjgelerinde yer almışlardır. Bir kısmı yüzeyseldir ve büyüdüğü zaman gözle görülebilir veya elle hissedilebilir. Büyüklük, kıvam ve hareketlilik bakımından farklı olurlar. Diğer bir kısım lenf ganglionları ise derinde iç organların ve damarların çevresinde bulunurlar. Bunlar büyüdükleri zaman bile görülmez, ancak radyografi veya lenfanjiografi ile teşhis edilirler.
Lenf düğümlerinin büyümesi halinde önce enfeksiyonlar daha sonra immünolojik hastalıklar (kollajen doku hastalıkları) ve tümörler akla gelir.
Bakterilerin yaptıkları enfeksiyonlar özellikle koltuk altı vellükîarda bulunan lenf sında tüberküloz, frengi gibi hastalıkların düğümlerinin büyümesi gözle görülüp eiie yaptığı adenitler başta sayılır. Virüs enfeksiyon hissedildiğinde doktora başvurmalıdır.
Lenf bezlerini büyüten neoplastik kan hastalıkları arasında Lenfadenomlar (Hodgkin hastalığı) en tehlikeli olanıdır.
Adenomegalilerin tedavisi doğru bir teşhis konduktan sonra ve ancak uzman doktorlar tarafından yapılmalıdır.

Addison Hastalığı


Addison hastalığı böbrek üstü bezinin yetmezliği veya körelmesi sonucu meydana çıkar. İlk kez Addison adlı doktor tarafından bulunduğu için onun adını almıştır. Bu hastalıkta böbreküstü bezinin salgıladığı glikokortikoid ve mineralokortikoid adı verilen hormonların salgılanması azalmıştır. Bazı hastalarda tüberküloz hastalığı neden olarak gösterilmiştir. Tümörler veya ağır kanamalar da hastalığa neden olabilir.
Belirtileri halsizlik, tansiyon düşüklüğü, iştahsızlık, bulantı, kusma ishal, kan şekerinin azalması, derideki renk değişikliği v.b. dir. Mukozalarda dudak ve yanakların ic yüzlerinde koyu renkli lekelerin görülmesi hastalığın karakteristik bulgularıdır.
Hastalığı tam olarak teşhis edebilmek için doktorlar hastalık şüphe ettikleri kimselere kısaca ACTH denen adrenokortikotrop hormonu yaparak böbreküstü bezinde yetersizlik olup olmadığını saptayabilirler. Yapılan bu denemeye Thorn testi denir.
Tedavi için eksik olan hormon preparatla-rı «hidrokortizon» verilir. Hastaya proteini ve karbonhidratı bol ve tuzlu bir diyet önerilir. Kortizonun bulunuşuna kadar öldürücü olan bu hastalık günümüzde artık tedavi edilebilmektedir.

ABO Sistemi ve Uyuşmazlığı

Kan grupları bakımından insanlar ABO sistemine göre 4 gruba ayrılırlar. Al yuvalarında almz A antijeni bulunanlar A grubunu oluşturur. Ülkemizde bu tipten olanlar %43 oranındadır. Bunların serumlarında antikor olarak anti-B aglutinini bulunur. Alyuvarlarında yalnız B antijeni bulunanlar B grubundandır. Bunların serumlarında ise anti-A aglutinini vardır. Ülkemizde bu gruptan olanlar % 10 dolayındadır. AB grubundan olanların alyuvarlarında A ve B antijeni bir arada bulunur. Serumlarında ise hiç izo-antikor yoktur. Bu sebeple hem A hem de B grubundan kan alabildiklerinden bunlara «genel alta» da denir. AB grubundan olanlar nüfusumuzun ancak %5 ini oluşturur. O grubundan olanlar %43 oranındadır. Eritrositlerinde A ya da B antijeni bulunmaz. Bu nedenle O kan grubu Almanca olumsuz, yok anlamına gelen (ohne) sözcüğünden alınan O harfi ile tanımlanır. Bizde yanlış olarak buna “sıfır” grubu da denir. Bunların serumlarında nem anti - A hem de anti-B izoantikorları vardır. O grubu eritrositler anti-A ve anti-B antikorlarıyla aglutine olmadıklarından O kan grubundan olan kişiler kan verme açısından «genel verici» olarak kabul edilirler. Kan merkezleri tarafından çok aranan kişilerdir.
Son araştırmalar O grubundan olanların eritrositlerinde H antijeni bulunduğunu ortaya koymuştur. Doğum sırasında insanlarda ânti-A veya anti-B antikorları yoktur. Bu antikorların ilk haftalarda barsaktaki bakteri ve virüslerin ürünleriyle bağışıklık sonucu geliştiği sanılmaktadır.
İnsanlara çeşitli sebeplerle kan vermek gerektiğinde kan grupları büyük önem kazanmaktadır. Uygun kan verilmezse kan, damarlarda pıhtılaşmakta (aglütinasyon) veya parçalanmakta (hemoliz) ve ayrıca alerji, anaflaksi ve şok gibi ağır durumlara neden olmaktadır. Kan verilecek kimsenin kanının vericinin kan grubuna uygun olup olmadığına dikkat edilmesi gerekmektedir. Aynı kan grupları arasında bile alt gruplar nedeniyle uyuşmazlık olabilir. Bundan ötürü hastanın kanı, vericinin kanıyla bir lam üzerinde karıştırılarakpıhtılaşma olup olmadığı saptanmalıdır. Bu işleme karşılaştırma ya da «cross - mat-ching» denir.

Beynin 3 düşmanı!

California Üniversitesi’nden bilim adamı Daniel Amen, Amerika’da best seller olan kitabında kafein alkol ve sigaranın beyne etkilerini beynin MR görüntülerini inceleyerek yayımladı.

Buna göre fazla alkol, beyin damarlarını tıkıyor ve hücreleri öldürüyor. Bir süre sonra hafıza da etkileniyor. Kafein ve sigara da beyin damarlarını daraltıyor. Günde 3 fincan fazla kahveden uzak durulması gerekiyor.

Kafein ve sigara: Beyindeki damarların daralmasına yol açıyor. Etkisi uyuşturucu ve alkolden de kötü oluyor. Beynin ön lobunda görülen siyah noktalar kişiyi depresyona karşı savunmasız kılıyor. Orta kısımlardaki siyah noktalar zayıf hafızanın habercisi. Kitap, günde 3 fincandan fazla kahveden uzak durmayı tavsiye ediyor.Alkol: Fazla alkol tüketmek beyin damarlarının tıkanmasına ve hücrelerin yavaş yavaş ölmesine neden olur. Ön lobdaki siyah lekeler karar verme yeteneğinin zayıflamasına, refleksleri kontrol edememeye ve yüksek depresyon riskine işaret ediyor. Orta kısımdaki lekeler dil, müzik yeteneklerini ve hafızayla ruh durumunu olumsuz etkiliyor. Dengesiz davranışlara neden oluyor.

Bu gıdaları mutlaka yemelisiniz

Somon depresyonla savaşır, soğan kemikleri korur, tavuk gözleri güçlendirir. Dahası da var… İşte 12 süper gıda;

İngiliz Mirror Gazetesi 12 süper gıdayı ve sağlığa faydalarını araştırdı. İşte size o liste;

Mantar: Meme kanserinden korur. Günde 10 gram mantar riski yüzde 64 azaltır.
Kivi: Felci önler. Günde 2 kivi, her gün bir aspirin almakla aynı etkiye sahiptir.
Kırmızı biber: Eklem ağrılarını dindirir. Capsaicni maddesi acıyı azaltır.
Tavuk: Gözler güçlendirir. Haftada üç kez yemek gözlerde yaşlanma etkisini azaltır.
Soğan: Kemikleri güçlü tutar. Kalsiyumun kemiklerde tutulmasını sağlar.
Somon: Depresyonla savaşır. Omega 3 yağları bu etkiyi sağlar.
Brokoli: Prostat kanserinden korur. Haftada iki kez yemek riski azaltır.
Siyah çikolata: Tansiyonu dengeler. Günde 25 gram kan dolaşımını düzenler.
Ceviz: Kalp hastalığından korur. Haftada 4 kez bir avuç tavsiye ediliyor.
Beyaz Çay: Kilo vermeye yardımcı olur. Yağın depolanmasını engeller ve yaktırır.
Şarap: Uzun bir ömür vaat eder. Günde yarım kadeh kırmızı şarap yeterli.
Siyah üzüm: Antioksidanları alzheimer ile savaşır.

Kaynak:İnternethaber

Kanser riskini cevizle önleyin

Amerikalı araştırmacılar, kadınların ceviz yiyerek meme kanseri riskini azaltabileceklerini bildirdiler.

ABD’nin West Virginia eyaleti Huntington kentindeki Marshall Üniversitesi Tıp Okulu’ndan araştırmacılar, deneylerinde meme kanseri gelişen türden laboratuvar fareleri kullandılar. Farelerin bir kısmına insanlar gibi günde bir avuç ceviz yedirilirken, diğerleri normal beslendi. Deneyin sonunda ceviz yiyen farelerde küçük ve az tümör oluştuğu ve bu farelerde meme kanserinin diğerlerine oranla çok geç oluştuğu saptandı.

Araştırma üzerinde çalışanlardan Elaine Hardman, cevizin, kurabiyelerden, patates kızartmasından ya da cipslerden daha iyi olduğunu belirterek, sağlıklı beslenmenin tüm kronik hastalıkları önlediğinin bilindiğini kaydetti.

Hardman, bu araştırmanın laboratuvar hayvanları üzerinde yapılmasına karşın olasılıkla insanlar üzerinde de aynı etkiyi göstereceğini söyledi.

Denver’de toplanan Amerikan Kanser Araştırmaları Birliği’nde de sunumu yapılan araştırmada, cevizin tek başına, aralarında omega 3 yağ asidi, antioksidan ve bitkisel sterol gibi kanserin ilerlemesini yavaşlatan birçok madde içerdiğine dikkati çekildi.

sorunları nedeniyle yurtdışında olduğunu söylemişti.

hanta virüsü

Hantavirüs, bunyaviridae ailesinden bir virüstür. Bu grupta 7 virüs bulunur: bunyavirüs, phlebovirüs, nairovirüs, tospovirüs, orthobunyavirüs, unclassified bunyavirüs ve hantavirüs.

Hantavirüs ismi Dr. Lee Ho-Wang tarafindan Hantaan virusunun Kore kanamalı ateşine yol acan virus izole edildigi Hantan Irmagından gelmektedir. Hantaan virusu ile iliskilendirilen hastaliga Kore kanamalı ateşi artik kullanilmiyor veya Dünya Sağlık Örgütü tarafindan kabul edilmis ismi ile böbrek sendromlu kanamalı ateş adi verilir.

Nelerden bulaşır:
-Pamuk faresi Sigmodon hispidus bir hantavirus taşıyıcısıdır ve kırsal bölgelerde ve şehirlerde insanlar için bir tehlike teşkil ederler.
-Hantavirüs çeşitli kemirgen türleri vasıtasıyla taşınır. Hastalığın bulaşması hastalıklı kemirgenlerin dışkısı, idrarı veya salyasıyla doğrudan temas yoluyla olmakta ya da bu hastalıklı kemirgenlerin dışkısı, idrarı veya salyasının hava yoluyla solunmasıyla meydana gelir.
-Hantavirüs insandan insana bulaşmaz.

Belirtileri:
Baş ağrısı, hafif ateş, ciltte kanama, titreme ve hastaların üçte birinde belirtisi olmamaktadır.

Tetiklediği hastalıklar:
Akciğer hastalığı, akut böbrek yetmezliği veya hemorajik ateş..

Tedavisi:
Farelerden insanlara geçen hanta virüsünün, kesin bir tedavisi yoktur. Virüsü taşıyanların büyük bölümü kurtarılamıyor. Bilimadamları bu virüse karşı aşı geliştirme çalışmaları sürdürmektedir.


Kuluçka dönemi:
Bu virüsün kuluçka dönemi 12 ila 21 gündür.

Önlemler:
-Farelerden özellikle tarlada çalışanlar tarla farelerinden uzak durulmalı.
-Farelerin bulunduğu ortamlarda çalışırken eldiven kullanmak ve maskeağızlık takmak gerekir.
-Bulaşma şüphesi

Sakizin faydaları

Sakız çiğnemek faydalı mı yoksa zararlı mı? diye daha önce düşünmemiş olabilirsiniz. Hatta erkek çocuklarını sakız çiğneme bıyıkların eğri çıkar diye korkuturlardı eskiden. Oysa sakız endüstrisi o kadar gelişti ki marketlerde sakız reyonu gittikçe büyüyor.

Artık çeşit çeşit sakız var. Aynı kahve sektöründeki veya yoğurt seçimlerindeki inanılmaz çeşitlilik gibi. Artan tüketim ve ilgiye bağlı olarak bu konuda yapılan araştırmalar da artıyor.
Sakız çiğnemek çoğumuzun çocukluğumuzdan kalan bir alışkanlıktır. Bazen kendimizi abur cuburlardan korumak bazen de sinirimizi yatıştırmak için sakız çiğnemeyi tercih ederiz. Her ne nedenle olursa olsun sakız çiğnemek çoğumuzun alışkanlıkları arasında yer alıyor.

270 milyon nüfusa sahip Amerika Birleşik Devletleri\'nin sakız tüketimi yılda 46 milyar adettir. Yani Amerika Birleşik Devletleri\'de kişi başına 184 sakız düşmektedir. Türkiye\'deki duruma göz atacak olursak sakız tüketiminin her geçen gün arttığı göze çarpmaktadır. Aylık ortalama 10 milyon dolarlık bir pazar payından söz edilebilir. Bu rakamlara göre ülkemizdeki herkes yılda bir kez de olsa sakız çiğnemektedir. Peki, çiğnemekten zevk aldığımız sakızın aslında sağlığımıza da faydalı olduğunu biliyor muydunuz?

Birçok tüketici şekersiz sakız çiğnemenin diş çürüklerini önlediğini ve nefesi ferahlattığını biliyor ama yeni araştırmalar gösteriyor ki sakız kilo kontrolünde de yardımcı olarak kullanılabilir, odaklanmayı, uyanıklığı ve konsantrasyonu artırır ve hayatın günlük stresini azaltır. İşte yararları:

Kilo kontrolüne yardımcı olur: Sakız pratik, ucuz ve düşük kalorilidir. Şekerli bir sakız yaklaşık 5 -10 kaloridir. Şekersiz olanlar da tercih edilebilir. Sakız, atıştırmayı engellemek ve kalori alımını azaltmak için harika bir yoldur.

İştahı azaltır: Sakız çiğnemek iştah kontrolü sağlamaya yardımcıdır. Appetite iştah dergisinde 2007 yılında yayımlanmış çalışma gösteriyor ki öğleden sonraki atıştırma öncesi sakız çiğnemek, açlığı ve kalori alımını azaltmaya yardımcı oluyor.

Öğünde daha az yemeye sebep olur: Yapılan bir çalışmada akşamüstü ara öğününden önceki üç saatlik bir zaman diliminde bir saat aralıklarla 15 dakika sakız çiğneyen yetişkinler, sakız çiğnemeyenlere göre ara öğünlerinde 36 kalori daha az yedikleri gözlenmiştir. Sakızın şekersiz ya da normal olması ise bir şey fark ettirmiyor ve her ikisi de az yemeye yardımcı oluyor.
Atıştırma olarak seçenek olabilir: Sakız çiğnemek düşük kalorili olduğu gibi, yüksek kalorili atıştırmaların yerine de geçebilir. Özellikle, 140 kalorilik 1 veya 2 parça çikolatalı kurabiye yerine 2 parça 20 kalorilik sakız çiğneyerek, 120 kalori kazanç sağlayabilirsiniz.

Kalori harcatır: Mayo Clinic Uzmanları yaptıkları bir deneyde, sakız çiğnemenin saatte 11 kalori yakımını sağladığını hesaplamışlardır.

Konsantrasyonu artırır ve stresi hafifletir: Konsantrasyonu arttırmanın ve gerginliğinizi hafifletmenin basit yollarını arıyorsanız, Sakız çiğnemek en kolay yollardan biri olacaktır. Çalışmalara göre sakız çiğnemek uyanıklığı ve konsantrasyonu arttırıyor ve hayatın günlük stresini azaltıcı yönde etki gösteriyor.

Beyne giden kanı artırıyor

Birçok sporcu ve koçları oyun sırasında sakin kalabilmek ve gerginliği azaltmak için sakız çiğnemeyi tercih etmektedir. Aynı zamanda bazı öğretmenler de okullarda sakız çiğneme kuralının değiştirilmesini ve çocukların sınav sırasında sakız çiğnemesinin onların uyanıklığını ve konsantrasyonunu daha iyi sağlayacağını savunmaktadır.

Son yapılan araştırmalarsa sakız çiğnemenin, damarlardan beyne giden kan akımını yüzde 25 oranında artırdığını gösteriyor. Appetite iştah dergisinde 2002 yılında yayımlanmış bir başka çalışma gösteriyorki sakız çiğnemek bireylerin öğrenme, akılda tutma ve bilgiye erişme yeteneğini de artırıyor.

Ağız ve diş sağlığını destekliyor

Sakız çiğnemenin, nefesimizi ferah tutmaya yardımcı olduğu herkes tarafından bilinmektedir. Bunun yanında vücuttaki en güçlü savunma mekanizması olan tükürük salgısını da artırır. Bu nedenle gün içinde sakız çiğnemek iyi bir seçenek olacaktır. Şekersiz sakız, ağız sağlığını birçok yönden destekler. Plaklarının ve çürüklerin oluşumunu önler, diş minesinde mineral bozukluklarını onarır, diş lekelerinin oluşumunu önler, olanları azaltır. Sağlıklı bir ağız, sağlıklı bir vücutla birebir ilişkilidir. Ağız yoluyla bakterin alınması, çeşitli hastalıklara yol açar.

Sakızla kilo kontrolünü sağlamanın ipuçları

Çok yemek yediniz ya da kendinizi durduramıyorsunuz, hemen sakız çiğnemeye başlayabilirsiniz.
Yüksek kalorili abur cubur besinlerden yemek istediğinizde sakız çiğneyerek bu güdüyü bastırabilirsiniz.
Stres daha fazla yemek yemenize mi sebep oluyor? Sakız çiğneyerek stresinizi azaltmayı ve atıştırmalardan uzak durmayı deneyebilirsiniz.
Yemek pişirirken sakız çiğnemeniz de hazırlık aşamasında tadına bakma bahanesiyle yemeklerden atıştırmanızı engelleyecektir.

karaciğer kanseri için gelişme

Yeni çıkan DC Bead isimli ilaç ile kemoterapi ilacının toz şeklindeki taneciklere emdirilerek daha etkili kemoembolizasyon yapıldığı ve önemli kanser tedavisi merkezlerinden başarılı sonuçlar bildirildiği açıklandı.İstanbul Üniversitesi İÜ İstanbul Tıp Fakültesi ile Türk Kardiovasküler ve Girişimsel Radyoloji Derneği\'nce İstanbul\'da düzenlenen uluslararası sempozyumda, karaciğer kanserinin tedavisinde önemli bir basamak olan "kemoembolizasyon tedavisine" ilişkin yeni gelişmeler ele alındı.Yapılan yazılı açıklamada, karaciğer kanserlerinin, tüm dünyada halen kanserden dolayı oluşan ölümlerin en önemli nedenlerinden biri olduğuna dikkat çekildi.