14 Şubat 2009 Cumartesi

5 yıldızlı otelde tatil yapmak ister misiniz?


Konya'da sigara alışkanlığı ile mücadele etmek için kurulan ''Bir Hayalim Var'' Derneği, her ilköğretim okulundan 25 öğrenciyi sigaranın zararlarıyla ilgili bilgilendirerek, bu bilgileri ailelerine aktarmasını sağlayacak.

Konya'da yaklaşık bir ay önce kurulan Bir Hayalim Var Derneği'nin Başkanı Kadir Dikici, AA muhabirine yaptığı açıklamada, derneklerini, daha sağlıklı nesillerin yetişmesi adına sigara alışkanlığıyla mücadele için kurduklarını söyledi.

Dikici, ilk olarak sigara alışkanlığının azaltılması için ''Sigarasız Ailem'' adını verdikleri bir proje hazırladıklarını belirterek, ''Çocuklar, sigara içen babası, annesi, ağabeyi ablası ve yakın akrabalarını ikna edecek. Hayallerindeki sigarasız aileyi kendileri oluşturacak'' dedi.

Proje çerçevesinde her ilköğretim okulundan 25 öğrenciye sigaranın zararları konusunda bilgiler verip, onları bilinçlendireceklerini bildiren Dikici, şunları kaydetti:

''Daha sonra da bu bilgileri okullarındaki diğer çocuklara ve anne-babalarına aktarmalarını isteyeceğiz. Yani eğitim alan çocuklar, annesine, babasına anlatacak, onları sigaranın zararları konusunda uyarıp, bu kötü alışkanlıktan kurtaracak. Böylece daha sağlıklı ve sigarasız aileler olacak. Tabi bu yıllara yayılan bir mücadele olacak.''

Öğrencilere sigaranın zararlarıyla ilgili bilgilerin yer aldığı broşür, kitap ve CD'ler de vereceklerini ifade eden Dikici, gerek olduğu durumda da öğrencilerin sigara içip de bırakmak isteyen anne-babalarına psikolojik destek vereceklerini belirtti.

-SİGARASIZ AİLELERE 5 YILDIZLI TATİL ÖDÜLÜ-


Bir Hayalim Var Derneği Başkanı Dikici, projeyle sigara alışkanlığını bırakan bazı aileleri 5 yıldızlı otellerde tatile göndereceklerini söyleyerek, şöyle devam etti:

''Bunun için sponsorlar bulacağız. Daha sonra sigarasız aileler arasında çekilişler yapıp, her yıl 20 aileyi 1 haftalığına 5 yıldızlı otellerde ağırlayacağız. Bu proje ile sigarayı bırakan aileler tüm Türkiye'ye model olacak. Sigara içmeyen aile sigara içen aileye bir örnek olacak. Sigarasız aileler, birçok ailenin sigarasızlaşmasını sağlayacak. Zaman içinde projemizi daha da genişleterek üniversite öğrencilerini de bu projeye dahil etmek istiyoruz.''

Dikici, hedeflerinin, yılda en az 3 bin aileyi ''Sigarasız aile'' haline getirmek, 3 bin aileyi sigaradan kurtarmak olduğunu bildirdi.

AA

Tarih öncesi Viagra bulundu!




Sibirya’da soyu tükenmiş mamut ve tüylü gergedanlara ait alanda kazı yapan Rus bilim adamları, insanların yaşam süresini ve cinsel hayatını uzatabilecek bir bakteri buldu.

Rusya’nın Yakutsk bölgesinde pek çok soyu tükenmiş mamut ve tüylü gergedan mezarlarının bulunduğu alanda yapılan kazılarda beklenmedik bir ‘yan ürün’ keşfedildi. Yarı donmuş topraklarda keşfedilen yeni bir bakteri, insanlara uzun ömür ve uzun cinsel yaşam için umut oldu. ‘Tarih öncesi Viagra’ adı verilen bakteri ile yapılan deneyler de bunu destekliyor.

İlk bulgular bakterinin yaşının üç ila beş milyon yıl arasında olduğunu gösteriyor ancak bunlar kesin sonuçlar değil.

DAHA UZUN ÖMÜR VE CİNSEL YAŞAM

Araştırma ekibinden Tyumen Üniversitesi profesörlerinden Anatoli Broushkv bulgularını şöyle açıkladı: “Çok eski olduğu anlaşılan ama hala donmuş topraklarda yaşayan bir bakteri bulduk.

Profesör Broushkv bakterilerle yaptıkları deneyleri şöyle açıkladı: “Bakterileri fare ve meyve sineklerine enjekte ettiğimizde hayvanların daha uzun yaşadığını gördük.”

Bilim adamı Vera Samsonova da testleri şu cümlelerle açıkladı: “Bakterileri çoğaltarak, laboratuvar ortamında biyolojik yaşam formları ile testleri yaptık. Ergen farelerde fiziksel gelişim, zihinsel ve cinsel aktivitelerde belirgin ilerlemeler kaydederken, insan yaşamı ile 70 yaşına denk yaştaki dişi fareler yavruladı.”

ÖLÜMSÜZLÜK DEĞİL GENÇLİK İKSİRİ

Profesör Broushkov gelecekten umutlu: “Ölümsüzlük iksiri için söz veremem ama gerçekçi olmak gerekirse eğer bu bakterinin nasıl bu kadar uzun yaşadığını anlayabilirsek bu yaşlanmaya karşı geliştirilecek tedaviler için bir yol olabilir. İnsanlarda yaşam süresini on yıl daha uzatmamız bile muhteşem bir sonuç.”

Broushkov ayrıca Rus zenginlerinin yaşlanmaya karşı geliştirilecek ilaçlarla çok ilgilendiklerini de sözlerine ekledi: “Bakterinin DNA yapısının bir bölümünü çözdük ve dünyada bu bakteriye dair daha önce hiçbir bilginin olmadığını gördük. Bilim adamlarının, bu kadar uzun süre yaşan bir bakteri bulmaları benzersiz ve olağandışı bir olay.”

MAMUTLAR GERİ GELEBİLİR

Bakteri, mamut cesetlerinin yer aldığı alanda bulundu ama bilim adamları bakteriler ile mamutlar arasında birebir ilişki olduğunu düşünmüyorlar. Mamutlar 4.8 milyon ile 4 bin 500 yıl öncesi dönem aralığında yaşamışlardı.

Halen ABD’li, Rus ve Japon bilim adamları mamut ve tüylü gergedan DNA’ları üzerinde, bu hayvanları tekrar yaşama döndürmek üzere çalışmalarına devam ediyor.

Viagra kullanmadan önce bilmeniz gerekenler


Bilim adamları, gözlerin mütemadiyen hareket etmesinin nedeninin kör olmayı engellemek olabileceğini bildirdiler.

Gözdeki belli belirsiz kısa ve hızlı hareketler, sürekli bakmanın imkansız olduğunu gösteriyor. Sabit duran bir objeye gözlerimizi sabitlediğimizde bile gözler harekete devam ediyor.

Daily Mail'deki habere göre, California'daki Salk Enstitüsünce yapılan araştırmada, beyinde göz hareketlerinden sorumlu "komuta merkezi"nde inceleme yapıldı.

Science dergisinde yayınlanan araştırmada, bu hareketlerin, beynin gazete sütunlarını tararken veya hareket eden bir objeyi takip ederken kullanılan aynı bölge tarafından aktif olarak kontrol edildiği belirlendi.

Daha önce, göz hareketlerinin sinir sinyallerinin arızi sonucu olduğu düşünülüyordu.

Bilim adamları, göz hareketlerinin retina üzerindeki, aksi halde kaybolacak görüntüleri "canlandırarak" hayati bir görev yaptığını, normal bir görüş sağlamak için bu kısa ve hızlı göz hareketlerinin zaruri olduğunu belirttiler.

AA

9 Şubat 2009 Pazartesi

Cep telefonu beyin kanserini tetikliyor


Türkiye Halk Sağlığı Kurumu Derneği (T-HASAK) Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Hikmet Pekcan, kanserin genetik özelliklerin yanı sıra çevre koşullarıyla da doğrudan bağlantılı olduğunu belirterek, ''Cep telefonu kullananlarda, kullanılan kulakta ve kullanılan taraftaki beyin bölgesinde kanserin daha sık görüldüğü gözlendi'' dedi.
Pekcan, 4 Şubat Dünya Kanser Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada, kanserin insan vücudunda bir hücrenin işlev görmeden anormal büyümesi olarak tanımlandığını ifade ederek, ''Anormal büyüme çoğunlukla insanın yapı taşı olan DNA'sıyla ilgilidir. DNA'yı da beslenme alışkanlığı, kilo, tütün ve alkol kullanımı ile çevresel koşullar başta olmak üzere birçok faktör etkilemektedir'' diye konuştu.
Kanserin, görülme sıklığının giderek artış gösterdiğini ifade eden Pekcan, Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre, ''2010'da kanserden 15 milyon kişinin yaşamını yitireceğinin ve 20 milyon kişiye kanser tanısı konulacağının öngörüldüğünü'' söyledi. Türkiye'de de aynı tarihlerde yaklaşık 150 bin kişinin kansere yakalanmasının beklendiğini belirten Pekcan, ''Kanserlerin yüzde 35'i beslenme, yüzde 30'u sigara kullanımı ve maruziyeti, yüzde 10-15'i enfeksiyon hastalıkları nedeniyle oluşmaktadır'' dedi.
Pekcan, erken tanı ile yaşam süresinin uzatılabildiğini hatta tümörün tamamen yok edilebildiğini belirterek, şunları kaydetti:
''Erken tanı için düzenli kontrol, kişiye ve çevreye yönelik koruyucu sağlık hizmetleri gelmektedir. Kişiye yönelik koruyucu önlemler, erken tanı, dengeli- yeterli beslenme, ilaçla koruma, kişisel hijyen, sağlık eğitimi, aile planlaması ve bağışıklamadır. Çevreye yönelik olarak da biyolojik çevreye (mikroplar, yiyecekler, ağaçlar, bitkiler), sosyal çevreye (okullar, askeri birlikler, internet kafeler, kahvehaneler), fiziki çevreye (su, hava kirliliği, atıklar, gürültü, radyasyon, baz istasyonları) yönelik koruyucu önlemler alınmalıdır.''
-''HORMONLU GIDA VE YANLIŞ GÜBRE KULLANIMI''-
Pekcan, kanserin genetik yatkınlığın dışında çevresel koşullarla da doğrudan ilgili olduğuna dikkati çekerek, şunları söyledi:
''Kanserlerin oluşmasında en önemli etken çevre kirliliğidir. Hava ve suyun kirletilmesi, toprağın yanlış kullanılması sağlık açısından risk yaratmaktadır. Ekilebilir araziye fabrika inşa edilmesi, atıkların uygun yerlere boşaltılmaması toprağın kirletilmesi verilebilecek en güzel örneklerdir. Mevsim koşulları gözetilmeden sebze-meyve yetiştirildiği için hormonlu gıda ve yanlış gübre kullanımı kansere neden olabilmektedir. Bu gıdaların tüketilmesi halinde de vücuttaki hücreler yer değiştirmektedir. Dolayısıyla, bilinçsiz kullanılan gübre ve böcek öldürücü ilaçlar ile yetiştirilen sebze ve meyvenin kanserojen özelliği ortaya çıkmaktadır.
Öte yandan ozon tabakasının delinmesi sonucunda güneşin istenmeyen ışınları başta deri kanseri olmak üzere sağlık sorunlarına yol açmaktadır. Güneşin özellikle dik geldiği saatlerde uzun süre güneş ışınına maruz kalanlarda, yaşamının bir döneminde deri kanserine yakalanma riski artmaktadır. Bunların yanı sıra nüfus artışı, ekonomik gelişmeler, hızlı kentleşme de çevresel faktörlerdir.''
Baz istasyonlarının kansere etkisiyle ilgili bilim adamlarının farklı görüşlerde olduğunu ve bu alanda bilimsel bir verinin bulunmadığını dile getiren Pekcan, yapılan ön araştırmalarda ''cep telefonu kullanımında, kullanılan kulakta ve kullanılan taraftaki beyinde kanserin daha sık görüldüğünün gözlendiğini'' bildirdi. Pekcan, ''Ayrıca kullanıcılarda, telefonun bedene yakın olduğu yerlerde de kanser görülme riskinin kullanmayanlara oranla yüksek olduğu bulunmuştur'' diye konuştu.
-''HER İKİ KİŞİDEN BİRİ CEP TELEFONU KULLANIYOR''-
Sağlık Bakanlığı Kanserle Savaş Dairesi Başkanı Prof. Dr. Murat Tuncer de elektromanyetik alanlarla kanser arasındaki ilişkinin bilim adamlarının çoğu tarafından kabul edildiğini söyledi. Tuncer, ''Her iki kişiden biri cep telefonu kullanıyor. Bunun yan etkisinden hem kendisi hem de çevresindekiler zarar görüyor'' dedi.
Murat Tuncer, ABD'de 8-12 yaşları arasındaki çocukların yüzde 46'sının cep telefonu kullanıcısı olduğunu belirterek, ''Cep telefonu kullanımının beyin kanserinin görülme sıklığını 2 kat artırdığını'' kaydetti.
Kanadalı bilim adamı Dr. Haward W. Fisher de elektro manyetik alanların kesinlikle insan sağlığını olumsuz etkilediğini, bunun çeşitli ülkelerde yapılan kapsamlı araştırmalarla ispatlandığını bildirdi.
Cep telefonu başta olmak üzere baz istasyonları gibi elektromanyetik alanların ''Beyin kanseri, lösemi riskini artırdığını, genetik yapıya hücrelere zarar verdiğini, kan beyin bariyerini bozduğunu, uyku düzenini etkilediğini, dikkat eksikliği ve hiperaktiviteye neden olduğunu ve birçok hastalığa zemin hazırladığını'' ifade eden Fisher, bu konuda farkındalığın artırılması gerektiğini bildirdi.
Yurt dışında çocuklar üzerinde yapılan bir çalışmayı anlatan Fisher, ''Elektromanyetik alanlara maruz kalan çocuklarda, hiperaktivite saptanmasının ardından, bu çocukların etraflarındaki cep telefonu, ışık, fön makinası gibi eşyaların azaltılmasıyla, çocukların sakinleştikleri tespit edildi'' dedi.
Fisher, yapılan çalışmalar sonucunda, ''Özellikle cep telefonunun en sık kullanıldığı baş bölgesinde beyin tümörlerinin geliştiğini'' ifade ederek, ''En sık baş bölgesinin sol tarafı kullanılıyorsa o bölgede, sağ tarafı kullanılıyorsa o tarafta tümör geliştiği saptandı. 2005'de yapılan bir çalışmada, 2 bin beyin tümörünün cep telefonu kullanımına bağlı olarak geliştiği belirlendi'' diye konuştu.
AA

Virüs nasıl bulaşır

Hastalıklardan korunmak için bunlara dikkat edin..

Selçuk Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mehmet Emre Atabek, hasta bir kişinin hapşırması sırasında virüs taşıyan damlacıkların 40 metre, öksürükte 6 metre, konuşmada ise 2 metre ileriye gidebildiğinin yapılan araştırmalarla ortaya konulduğunu bildirdi.

Selçuk Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mehmet Emre Atabek, AA muhabirine yaptığı açıklamada, kış aylarında grip ve öksürük salgını gibi virüs kaynaklı enfeksiyon hastalıklarının sık görülebildiğini söyledi.

Bu yıl özellikle öksürük salgınının çocuklar da dahil birçok kişiyi etkisi altına aldığını ifade eden Atabek, grip ve öksürük gibi enfeksiyonlara yol açan 200'e yakın virüs bulunduğunu, kış aylarında dikkatli olunması gerektiğini bildirdi.

Viral bir enfeksiyonun 1 ay içinde tüm dünyaya yayılabileceğini vurgulayan Atabek, şunları kaydetti:

''Grip ve öksürük salgınları, damlacıklarla bulaşır. Hapşırma, öksürme ve konuşma ile bu damlacıklar yayılarak, diğer kişilere hastalıkları bulaştırır. Hasta bir kişinin hapşırması sırasında virüs taşıyan damlacıklar 40 metre, öksürükte 6 metre, konuşmada ise 2 metre ileriye gidebiliyor. Bunlar yapılan araştırmalarla ortaya konulmuş gerçekler. Virüsten kaçış yok. Alışveriş merkezinde hasta bir kişinin dolaşması, birkaç kez de hapşırması ve öksürmesi yüzlerce kişiye virüsün bulaşması demektir. Söylemesi zor ama hasta kişinin boğazındaki virüsü taşıyan damlacıklar, hapşırmadan birkaç dakika sonra sizin ağzınızda, boğazınızda.''

Öksürmenin genelde basit bir hastalık olarak ele alındığını dile getiren Atabek, ''Virüs diğer organlara yayılıp daha ciddi hastalıklara yol açabilir. Özellikle çocuklarda öldürücü bile olabilir. Bu yüzden hastalık görülmeye başlandığında ciddiye alınmalı ve mutlaka bir doktora başvurulmalıdır'' dedi.

Atabek, kış aylarında hastalıktan korunmanın yolunun vücudun güçlü tutulması olduğunu belirterek, ''Kendini güçlü tutacaksın, uykusuz kalmayacaksın, üşümeyeceksin. Kış aylarında dengeli beslenmek, kalabalığın yoğun olduğu yerlerden uzak durmak gerekiyor. Virüs, dirençsiz vücudu yakaladığı zaman asla affetmez. Kurtulmak için de oldukça uğraşmak gerekir'' diye konuştu.

AA

Obezitenin şifreleri çözülüyor


Obezitenin gelişiminde kök hücrelerin rolü olduğu İngiliz ve Amerikalı bilim adamları tarafından onaylandı


Kocaeli Üniversitesi (KOÜ) Kök Hücre ve Gen Tedavileri Araştırma ve Uygulama Merkezi (KÖGEM) Müdürü Prof. Dr. Erdal Karaöz, obezitenin gelişiminde kök hücrelerin rolü olduğunu, bu bulgularının İngiliz ve Amerikalı bilim adamlarınca da onaylandığını bildirdi.

KÖGEM Müdürü Prof. Dr. Erdal Karaöz, AA muhabirine yaptığı açıklamada, KÖGEM laboratuvarlarında yürüttükleri çalışmalarda obezitenin (vücutta aşırı yağ dokusu birikimi) bir kök hücre hastalığı olabileceğine ilişkin önemli kanıtlar elde ettiklerini, bunu geçen yıl aralık ayında kamuoyuyla paylaştıklarını söyledi.

Yüksek tansiyon, diyabet gibi kronik hastalıkların ana nedeni olarak kabul edilen obezitenin, dünyanın en büyük sorunlarının başında geldiğini ifade eden Prof. Dr. Karaöz, ''Başta ABD olmak üzere, gelişmiş ülkelerde bu sorun daha belirgin. Bu yüzden birçok bilim adamı, obezitenin tedavisi ve engellenmesine yönelik çalışmalar yapıyor'' dedi.

-''OBEZİTENİN GELİŞİMİNDE KÖK HÜCRELERİN ROLÜ ONAYLANDI''-

Prof. Dr. Karaöz, Harvard Üniversitesinin Türk doktorlarından Umut Özcan ve arkadaşlarının ''caperonlar'' olarak adlandırılan bir grup ilaç ile tedavi edilen yağlı diyete tabi tutulmuş obez farelerde ciddi kilo kaybı sağladıklarını bildirdi.

İngiliz bilim adamlarının da insanlarda göz iltihabı ve nezleye neden olan ''adenovirus 36'' denilen bir virusun kök hücreleri etkileyerek yağ hücrelerine dönüştürdüğünü kaydeden Prof. Dr. Karaöz, obez insanlarda bu virusun antikorunun yüzde 30 oranında rastlandığını duyurduklarını belirtti. Prof. Dr. Karaöz, her iki araştırmanın da kendi araştırmalarının sonuçlarını destekler nitelikte olduğuna dikkati çekti.

KÖGEM laboratuvarlarında yürüttükleri çalışmalarda organizmada insülin salgılamadan sorumlu hücreler ile kök hücreleri birlikte kültür ettiklerinde kök hücrelerin yağ hücrelerine dönüştüğünü tespit ettiklerini ifade eden Prof. Dr. Karaöz, şöyle dedi:

''İngiliz ve ABD'den bilim adamları da bu kez bir virusun yine kök hücreleri etkileyerek yağ hücre artışına neden olduğunu bildirdiler. Dolayısıyla obezitenin gelişiminde kök hücrelerin rolü olduğu bu iki araştırmayla da onaylanmış oldu.''

Prof. Dr. Karaöz, viral bir enfeksiyonun kalıcı obeziteye neden olduğu düşüncesinin, biraz tartışmalı olduğunu bildirdi.

-''LEPTİN HORMONUNA KARŞI DİRENÇ ENGELLENEBİLİRSE...''-

Vücuttaki yağ hücrelerinden salgılanarak beyindeki hipotalamus bölgesine etki eden ve yeme isteğini azaltarak, vücudun enerji harcamasını arttıran leptin adı verilen bir hormon olduğunu belirten Prof. Dr. Karaöz, şu bilgileri verdi:

''İştah engelleyici işlevi bulunan yağ hücrelerinden salgılanan leptin, şişman bireylerin beyinlerindeki reseptörlere bağlanamadığından işlev görememekte, dolayısıyla tokluk hissinin algılanmasında sorunları bireyler daha çok yemekte ve şişmanlamaktalar.

Obezitede artan yağ hücrelerinin çok yemeye bağlı olarak pankreastan fazla ve sürekli insülin salgılanması sonucu özellikle karın bölgesindeki yağ dokusundaki mevcut kök hücrelerin yağ hücrelerine dönüştüğünü laboratuvarlarımızda yaptığımız deneyler sonucu öngörüyoruz. Bu durumun devamında ise bu kez obezite pankreastan salgılanan ve şekerin vücut hücrelerince kullanılmasını sağlayan insülin hormonuna karşı direnç gelişmekte ve tip 2 diyabet denilen şeker hastalığı ortaya çıkabilmektedir.''

Dr. Özcan ve arkadaşlarının halen kullanımda olan ''caperonlar'' olarak adlandırılan bir grup ilacın leptin direncini engellemede işlev gördüğünü fare deneyleriyle gösterdiklerini ifade eden Prof. Dr. Karaöz, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Eğer bu ilaç insanlarda da işe yararsa, yani leptin hormonuna karşı beyinde oluşan direnç engellenebilirse sistem bu kez normal çalışabilecek, dolayısıyla obeziteye neden olan faktörlerden en azından biri elemine edilmiş olacak. Sonuçta, daha az yeme isteği ve daha az ve sürekli olmayan insülin salınımına bağlı olarak bizim ileri sürdüğümüz mekanizmaya göre kök hücrelerden daha az yağ doku sentezi gerçekleşecek.''

-OBEZİTE İLE VİRÜS ARASINDAKİ İLİŞKİ-

İnsanlarda yapılan çalışmalarda insülinin leptin konsantrasyonun yükseltilmesinde akut bir etkisinin olmadığını gösterdiğini bildiren Prof. Dr. Erdal Karaöz, şunları söyledi:

''Sadece, kronik olarak yüksek insülin seviyelerinin leptin konsantrasyonunu belirgin şekilde arttırdığı gösterilmiştir. Bizim çalışmamızda da uzun süreli olarak insülin üreten hücrelerle ortak kültüre ettiğimiz kök hücreler, kronik olarak insüline maruz bırakıldıklarında yağ hücrelerine dönüşebildiler.

Sonuçta, bu yağ hücrelerince üretilen leptin sentezi artacak ve şayet beyinde leptine karşı bir direnç varsa sonuç obezite olacaktır.

Obezite ile virüs arasındaki ilişkide ise bu virüsün kök hücreleri enfekte ederek yağ hücrelerine dönüştürmesinden ziyade leptin direncine neden olduğu gösterilebilirse sonuçlar daha değerli olacaktır.''

AA