12 Ağustos 2009 Çarşamba

Simetrik yüzlerin sırrı ne?

İngiltere’de bir grup uzman psikoloğun yaptığı bir araştırmaya göre, bir erkeğin yüzündeki simetri oranı (sağ ve sol taraf arasındaki) arttıkça, 79- 83 yaşlarında yaşaması mümkün zihin sorunları o ölçüde azalıyor.

Edinburg Üniversitesi’nden bir grup araştırmacı, 1932 yılından bu yana kaydı tutulmuş 216 erkek ve kadının yüzlerindeki simetrinin ölçümleri yardımıyla zamana karşı gösterilen tepkilerin nedenlerini araştırdılar.

10 Temmuz 2009 Cuma

Kanser Aşısı Bulundu ( video)

Kanser Aşısı Bulundu

Hiroshimada zarar gören insanlar

Hiroshimada zarar gören insanlar

Dolaşım Sistemi Video

8 Temmuz 2009 Çarşamba

Mikrobun Açtığı İnanılmaz Yaralar

0-2 Yaş Bebek Beslenmesi - 3

Bebek Temizliği, Cilt Bakımı ve Masajı - 1



Bebek bakımı,bebek sağlığı,bebeğe nasıl bakılır,bebek bonya,bebek banyosu,doğunca bebek,doğduğunda bebek temizliği,bebek ismi,bebek gelişimi,bebek sagligi

1 Temmuz 2009 Çarşamba

Laparoskopik Cerrahi-Reflü Hastaligi

Laparoskopik Cerrahi-Reflü Hastaligi



reflünedir, reflü hastalığı, reflü hakkında, reflü nasıl oluşur, reflü belirtileri, reflü hakkında, reflü hastalığı nedir

0-2 Yaş Bebek Beslenmesi Hakkında - 2

0-2 Yaş Bebek Beslenmesi Hakkında - 2

Fiziksel Ve Duygusal Açlık Nedir?

Fiziksel Ve Duygusal Açlık

29 Haziran 2009 Pazartesi

Kalıcı Makyaj ve Dövme Hakkında video

Kalıcı Makyaj ve Dövme

Kısırlık Tedavisindeki Gelişmeler

Kısırlık Tedavisindeki Gelişmeler

Bebekte Gaz Problemi Gidermek

Bebekte Gaz Problemi Gidermek

Bilgisayarlı Saç Tasarımı Yapımı

Bilgisayarlı Saç Tasarımıda nasıl oluyor diyenler için

28 Haziran 2009 Pazar

Keratin halka saç kaynağı nedir, nasıl takılır (video)

Keratin halka saç kaynağı nedir, nasıl takılır

Saglıklı olmak için yapın - 2

Sağlıklı yaşam için yapın -1

Sağlıklı yaşam için yapın -1

27 Haziran 2009 Cumartesi

Tüp Bebek Hakkinda(video)

Tüp Bebek Hakkinda

Vajinismus Problemi (video)

Vajinismus Problemi

Sindirim sistemi dersi (video)

Sindirim sistemi dersi

Sırta nasıl masaj yapılır ( video)

Sırta nasıl masaj yapılır

26 Haziran 2009 Cuma

Ayağa ve ayak parmaklarına masaj (video)

Ayağa ve ayak parmaklarına masaj yaptırmak isteyenler izlesinler rahatlayın

Sivilce izleri ve cilt lekeleri

Sivilce izleri ve cilt lekeleri kurtulma yolları .sivilcesiz yasam

Gebelik sonrası vücut çatlakları tedavisi(Video)

Gebelik sonrası vücut çatlakları tedavisi hakkında video izlemenizi tavsiye ederiz.

25 Haziran 2009 Perşembe

Hormonlu besinler Hangileridir? (video)

Hormonlu besinler Hangileridir? (video)

Balık yağı ile cilt güzelliği hakkında (video)

Balık yağı ile cilt güzelliği hakkında (video)

sağlık sigortasını kimler alabilir ?

sağlık sigortasını kimler alabilir ?

Sağlık bildirim formu (video)

Sağlık bildirim formu

24 Haziran 2009 Çarşamba

Anne sütü hakkında

Anne sütü hakkında

Hamilelik Egzersizleri - 3

Hamilelik Egzersizleri - 3

Hamilelik Egzersizleri - 2

Hamilelik Egzersizleri - 2

23 Haziran 2009 Salı

Kalp Masajı



Kalp Masajı,suni solunum,kalp masajı nasıl yapılır, kalp ,kalp masajı nedir

Hemoroid nedir



Hemoroid nedir,hemoroid hastalığı nedir,hemoroid basur,hemoroid tedavisi,hemoroid ameliyat sonrası,hemoroid tedavi yöntemleri

Hamilelik Egzersizleri - 3

Kene animasyon videosu izle

Ayak Altına Masaj

Ayakların altına ve ayak bileklerine nasıl masaj yapılır? bu videodan izleyerek öğrenebilirsiniz



Ayak Altına Masaj,Sağlık Ayak Altına Masaj Ayak videosu, Altına videosu, Masaj Videosu izle,ayak masaj aleti

Bacaklara Masaj yapımı

tüm günün yorgunlugu dogal olarak bacaklarmızza biniyor ve yorulan en çok bölge bacaklardır bizde sizlere bacak videosunu paylasıyoruz..

16 Haziran 2009 Salı

Güçlü bir bellek için ne kadar uyku?


Uykusuz kalındığında bozulan ilk işlevlerden biri de bellek, dil becerileri, soyut düşünme ve değerlendirme gibi bilişsel fonksiyonlardır. Geç saatlere dek uykusuz kalmak bir süre sonra kişide bellek sorunlarının oluşmasına yol açar.


Uykusuzluk kişiyi nasıl etkiler?
Eğer uyku için yeterli zaman ayrılmazsa kişi uykudan yoksun kalıyor. Bu durumda gün içerisinde uykulu olmanın yanı sıra, kişide düşünmeyle ilgili sorunlar da ortaya çıkıyor. Yeni şeyleri öğrenme daha yavaş gerçekleşiyor, bellek ile ilgili ve karar verme süreçlerinde sorunlar yaşanabiliyor. Uyku yoksunluğu dışında bir takım uyku rahatsızlıklarında da özellikle uykuda solunum bozukluklarında uyku mimarisindeki ve kan oksijen düzeyindeki değişikliklerin tetiklediği olaylar, ciddi bilişsel ve bedensel bozulmalara neden oluyor. Bunlar arasında kalp, akciğer ve hormonal hastalıklar yer alıyor.

Yaşlı kişiler, uykusuzluk durumunda, kendilerini gençler kadar çok çabuk toparlayamayabilir. Kişilerin 24 saat boyunca uyanık bırakıldığı bir araştırmada, 70’li yaşlardaki kişilerin kendilerine gelmelerinin, genç kişilere göre en az bir gün daha uzun sürdüğü ortaya çıktı. Öte yandan cinsiyet de, uykusuzluğun etkisinde farklılık yaratabiliyor. Örneğin kadınlar, erkeklere göre daha hızlı kendilerine geliyorlar.

Seks bağımlılığı başa bela


Seks bağımlılığının da diğer bütün bağımlılıklar gibi. Bağımlı, cinsel aktiviteyi ruh halini dengelemek ve hayatın gerçeklerinden kaçmak için kullanıyor.

Seks bağımlısı, tam bir cinsel birleşmeye gitmeden, hatta hiçbir uyarıcı etkiye ihtiyaç duymadan da kolayca cinsel olarak uyarılabiliyor.

Gündelik hayatın büyük bölümünde zihni seksle meşgul olan kişi, planlama, harekete geçme ve seks sonrası aşamaları da dahil olmak üzere seksin bütün safhalarını sürekli kafasında tasarlıyor.

Seks bağımlısı kişi mastürbasyondan cinsel ilişkiye, internette porno site gezmekten striptiz kulüplerine gitmeye, teşhircilikten röntgenciliğe kadar pek çok faaliyette bulunabiliyor.

Islak mayo tehlikesi!


Yeditepe Üniversitesi Dermatoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Emel Erkek, yaptığı yazılı açıklamada, daha çok yaz aylarında görülen mantar hastalığının sıcak, ıslak, nemli, terli ve kapalı vücut bölgelerinde oluştuğunu,bu nedenle deniz veya havuzdan sonra ıslak mayoların en kısa sürede çıkarılması, başkasına ait terlik, havlu gibi eşyaların da kullanılmaması gerektiğini belirtti.

Erkek, mantar enfeksiyonlarının ayak parmak aralarında beyaz veya kızarık, kepekli, çatlak, kötü kokulu yamalarla, ayak tabanlarında su kabarcıklarıyla, kasıklarda yarımay şeklinde kepekli, kızarık veya kahverengi yamalarla, tırnaklarda ise renk ve şekil bozukluğuyla kendini gösterdiğini vurguladı.

Kaşıntının, tırnak hariç tüm mantar enfeksiyonlarının en önemli belirtisi olduğuna işaret eden Erkek, en sık ayaklarda görülen mantar enfeksiyonlarının, derideki keratini parçalayan enzimler üreten mantar türleri tarafından oluşturulduğunu kaydetti.Mantarların varlıklarını sürdürebilmek için bitki, hayvan veya insanları enfekte etmek zorunda olduklarını ifade eden Emel Erkek, şu bilgileri verdi:

"Yaz aylarında artan kasık bölgesi mantar enfeksiyonundan korunmak için ıslak mayoyla oturulmamalı. Bu tür mantarlar doğada, toprakta, hayvanlarda ve insanlarda bulunur. Bu odaklarla direkt veya indirekt temasla mantar, derideki bir yara-sıyrık-çatlaktan içeri girebilir ve üç hafta içinde enfeksiyon oluşabilir.

Mantarların deride enfeksiyon yaratabilmeleri için yalnızca deriye temas etmeleri yeterli olmaz. Deride uygun ortamı bulmaları gereklidir. Ayrıca genetik yatkınlık, alerjik bünye, şeker hastalığı, bağışıklık sisteminin herhangi bir şekilde baskılanması mantar enfeksiyonlarına neden olabilir. Mantarlar enfekte hastalardan yerlere dökülen kepeklerde iki yıldan fazla yaşayabilir. Bu nedenle banyolarda, duşlarda, soyunma odalarında, iskele, şezlong ve havuzlarda kişi kendisine ait havlu ve terliği kullanmalıdır

Bebeğim olacak seminerleri


Bebek sahibi olmak ve onu hayata hazırlamak yaşamınızda önemli bir dönüm noktasıdır. Siz de bebeğinizi kucağınıza almak için bekliyorsanız Mustela ile “Bebeğim Olacak” seminerlerini kaçırmayın!

Dokuz aylık uzun bir maraton sizi ve bebeğinizi bekliyor. Dünyanın bir numaralı anne ve bebek cilt bakımı uzmanı Mustela, anne ve baba adaylarını bu hassas dönemde yalnız bırakmıyor. Mustela, Medical Park Göztepe Hastane Kompleksi, Acıbadem Hastanesi, Alman Hastanesi, Memorial Hastanesi ve Mohini Aile & Çocuk Yaşam Merkezi işbirliği ile Bebeğim Olacak seminerlerini düzenliyor.

Anne ve baba adayları “Bebeğim Olacak” seminerleri sayesinde hamilelik dönemi ve sonrası için en iyi şekilde hazırlanıyor. Seminerlerde sağlıklı bir hamilelik süreci, kolay bir doğum ve doğum sonrası yeni doğan bakımı konuları vurgulanıyor. Bu konular Türkiye’nin ilk hamile eğitim uzmanı ve doğum koçu Hemşire Ayşe Öner ve konularında uzman olan pek çok doktor tarafından aktarılıyor.

Yaşamınızın bu en özel döneminde fiziksel ve psikolojik pek çok değişiklik yaşayacaksınız. Merak ettiğiniz soruların yanıtlarını ise bu seminerlerde bulacaksınız. “Bebeğim Olacak” seminerleri ile hem doğum öncesi ve sonrasıyla ilgili bilgi alacak, hem de bebeğinizin bakımı ile ilgili önemli noktaları öğreneceksiniz.

Bebeğinizle sağlıklı bir başlangıç için doğum ile ilgili genel bilgilerden müdahaleli doğumlara, doğum sonrası lohusalık dönemi ve bu dönemde beslenmeden, bebeğinizi emzirme ve bakımına kadar tüm konuların görüşüleceği “Bebeğim Olacak” seminerlerini kaçırmayın.

Seminerlere katılım ücretsizdir. Seminerler ile ilgili detaylı bilgi talebinizi ve sorularınızı info@dharmailac.com e-mail adresinden cevaplanıyor olacak.

Katılım için 0216 472 70 60 dan kayıt yaptırabilirsiniz.


Program

18 Haziran 2009, Perşembe - Medical Park Göztepe Hastane Kompleksi

13.00 – 13.15 Karşılama ve İkram

13.15 - 14.15 Doğum ve Normal doğum
Partnerlerin doğum yardımı
Doğum sonrası ve lohusalık dönemi
Doğum Koçu Ayşe Öner

14.15 – 14.30 Kahve Molası

14.30 – 15.15 Hamilelikte beslenme
Lohusalık döneminde beslenme
Emzirirken beslenme
Diyetisyen Gizem Keservuran

15.15 16.00 Anne sütü ve emzirme
Yeni doğan ve yeni doğanın özellikleri
Doğum Koçu Ayşe Öner

16.00 – 16.45 Bebeklerde görülen hastalıklar ve aşı
Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzm.Dr.Şengül Demir

31 Mayıs 2009 Pazar

Adenomegali


Siyonlarından kızamıkçık, infeksiyöz mono-nükleoz gibi hastalıklarda da adenit en önemli belirtiler arasındadır.
Bir hastada adenomegali tespit edildiğinde önce kan muayenesi yapılmalı ve tüberküloz reaksiyonu (Montoux testi) araştırılmalıdır. Adenit tüberküloz vakalarında bu test kuvvetle müspet: çıkar. Kan muayenesinde kansızlık, lökopeni, trombosito-peni gibi kan hücrelerinin azlığı tespit edilirse hastada ayrıca kemik iliği ponksiyonu yapılarak çeşitli kan hastalıkları aranmalıdır.
Kan hastalıkları uzmanları tarafından gerektiğinde lenf düğümlerinden ponksiyonla alınan hücreler bir lam üzerine yayılarak boyanır ve sitolojik tetkik uygulanır. Ayrıca bazı vakalarda büyümüş olan lenf bezinden cerrahi usulde parça almak yani biopsi yapmak gerekebilir.
Vücudumuzdaki lenf düğümlerinin büyümesi halinde adenomegali veya adenopati deyimleri kullanılır. Akkan damarları da denen lenf sistemi bütün vücudumuzda kan damarları gibi yaygın olarak dağılmış olup organizmanın savunma ve bağışıklık görevini üzerine almıştır. Bu lenf yolları üzerinde ileri karakol gibi yer alan lenf düğümleri (lenf ganglionları) korteks ve medulla olmak üzere iki kısımdan yapılmışlardır. Lenf düğümünde lenfosit ve makrofaj denen iki tür hücre bulunmaktadır. Lenf düğümleri, çevreden lenf yoluyla gelmiş yabancı bir cisme yani antijene karşı bağışıklık kazanmış B-lenfositi veya T-lenfositi üretir ve dolaşıma verirler. Ayrıca lenf düğümlerindeki makrofaj denen bazı hücreler organizmaya giren yabancı cisimleri veya mikropları yiyerek onları yok etmeye çalışırlar. Bu yok etme veya yeme işlemine tıp dilinde fagositoz denir. Kanda ve lenf sisteminde yer alan ve akyuvar (lökosit) denilen bir seri hücre (lenfosit, makrofai pfazmosit v.b.) bu bakımdan vücudun askerlerine benzetilebilir.
Lenf düğümleri genellikle vücudun belirli anatomik böjgelerinde yer almışlardır. Bir kısmı yüzeyseldir ve büyüdüğü zaman gözle görülebilir veya elle hissedilebilir. Büyüklük, kıvam ve hareketlilik bakımından farklı olurlar. Diğer bir kısım lenf ganglionları ise derinde iç organların ve damarların çevresinde bulunurlar. Bunlar büyüdükleri zaman bile görülmez, ancak radyografi veya lenfanjiografi ile teşhis edilirler.
Lenf düğümlerinin büyümesi halinde önce enfeksiyonlar daha sonra immünolojik hastalıklar (kollajen doku hastalıkları) ve tümörler akla gelir.
Bakterilerin yaptıkları enfeksiyonlar özellikle koltuk altı vellükîarda bulunan lenf sında tüberküloz, frengi gibi hastalıkların düğümlerinin büyümesi gözle görülüp eiie yaptığı adenitler başta sayılır. Virüs enfeksiyon hissedildiğinde doktora başvurmalıdır.
Lenf bezlerini büyüten neoplastik kan hastalıkları arasında Lenfadenomlar (Hodgkin hastalığı) en tehlikeli olanıdır.
Adenomegalilerin tedavisi doğru bir teşhis konduktan sonra ve ancak uzman doktorlar tarafından yapılmalıdır.

Addison Hastalığı


Addison hastalığı böbrek üstü bezinin yetmezliği veya körelmesi sonucu meydana çıkar. İlk kez Addison adlı doktor tarafından bulunduğu için onun adını almıştır. Bu hastalıkta böbreküstü bezinin salgıladığı glikokortikoid ve mineralokortikoid adı verilen hormonların salgılanması azalmıştır. Bazı hastalarda tüberküloz hastalığı neden olarak gösterilmiştir. Tümörler veya ağır kanamalar da hastalığa neden olabilir.
Belirtileri halsizlik, tansiyon düşüklüğü, iştahsızlık, bulantı, kusma ishal, kan şekerinin azalması, derideki renk değişikliği v.b. dir. Mukozalarda dudak ve yanakların ic yüzlerinde koyu renkli lekelerin görülmesi hastalığın karakteristik bulgularıdır.
Hastalığı tam olarak teşhis edebilmek için doktorlar hastalık şüphe ettikleri kimselere kısaca ACTH denen adrenokortikotrop hormonu yaparak böbreküstü bezinde yetersizlik olup olmadığını saptayabilirler. Yapılan bu denemeye Thorn testi denir.
Tedavi için eksik olan hormon preparatla-rı «hidrokortizon» verilir. Hastaya proteini ve karbonhidratı bol ve tuzlu bir diyet önerilir. Kortizonun bulunuşuna kadar öldürücü olan bu hastalık günümüzde artık tedavi edilebilmektedir.

ABO Sistemi ve Uyuşmazlığı

Kan grupları bakımından insanlar ABO sistemine göre 4 gruba ayrılırlar. Al yuvalarında almz A antijeni bulunanlar A grubunu oluşturur. Ülkemizde bu tipten olanlar %43 oranındadır. Bunların serumlarında antikor olarak anti-B aglutinini bulunur. Alyuvarlarında yalnız B antijeni bulunanlar B grubundandır. Bunların serumlarında ise anti-A aglutinini vardır. Ülkemizde bu gruptan olanlar % 10 dolayındadır. AB grubundan olanların alyuvarlarında A ve B antijeni bir arada bulunur. Serumlarında ise hiç izo-antikor yoktur. Bu sebeple hem A hem de B grubundan kan alabildiklerinden bunlara «genel alta» da denir. AB grubundan olanlar nüfusumuzun ancak %5 ini oluşturur. O grubundan olanlar %43 oranındadır. Eritrositlerinde A ya da B antijeni bulunmaz. Bu nedenle O kan grubu Almanca olumsuz, yok anlamına gelen (ohne) sözcüğünden alınan O harfi ile tanımlanır. Bizde yanlış olarak buna “sıfır” grubu da denir. Bunların serumlarında nem anti - A hem de anti-B izoantikorları vardır. O grubu eritrositler anti-A ve anti-B antikorlarıyla aglutine olmadıklarından O kan grubundan olan kişiler kan verme açısından «genel verici» olarak kabul edilirler. Kan merkezleri tarafından çok aranan kişilerdir.
Son araştırmalar O grubundan olanların eritrositlerinde H antijeni bulunduğunu ortaya koymuştur. Doğum sırasında insanlarda ânti-A veya anti-B antikorları yoktur. Bu antikorların ilk haftalarda barsaktaki bakteri ve virüslerin ürünleriyle bağışıklık sonucu geliştiği sanılmaktadır.
İnsanlara çeşitli sebeplerle kan vermek gerektiğinde kan grupları büyük önem kazanmaktadır. Uygun kan verilmezse kan, damarlarda pıhtılaşmakta (aglütinasyon) veya parçalanmakta (hemoliz) ve ayrıca alerji, anaflaksi ve şok gibi ağır durumlara neden olmaktadır. Kan verilecek kimsenin kanının vericinin kan grubuna uygun olup olmadığına dikkat edilmesi gerekmektedir. Aynı kan grupları arasında bile alt gruplar nedeniyle uyuşmazlık olabilir. Bundan ötürü hastanın kanı, vericinin kanıyla bir lam üzerinde karıştırılarakpıhtılaşma olup olmadığı saptanmalıdır. Bu işleme karşılaştırma ya da «cross - mat-ching» denir.

Beynin 3 düşmanı!

California Üniversitesi’nden bilim adamı Daniel Amen, Amerika’da best seller olan kitabında kafein alkol ve sigaranın beyne etkilerini beynin MR görüntülerini inceleyerek yayımladı.

Buna göre fazla alkol, beyin damarlarını tıkıyor ve hücreleri öldürüyor. Bir süre sonra hafıza da etkileniyor. Kafein ve sigara da beyin damarlarını daraltıyor. Günde 3 fincan fazla kahveden uzak durulması gerekiyor.

Kafein ve sigara: Beyindeki damarların daralmasına yol açıyor. Etkisi uyuşturucu ve alkolden de kötü oluyor. Beynin ön lobunda görülen siyah noktalar kişiyi depresyona karşı savunmasız kılıyor. Orta kısımlardaki siyah noktalar zayıf hafızanın habercisi. Kitap, günde 3 fincandan fazla kahveden uzak durmayı tavsiye ediyor.Alkol: Fazla alkol tüketmek beyin damarlarının tıkanmasına ve hücrelerin yavaş yavaş ölmesine neden olur. Ön lobdaki siyah lekeler karar verme yeteneğinin zayıflamasına, refleksleri kontrol edememeye ve yüksek depresyon riskine işaret ediyor. Orta kısımdaki lekeler dil, müzik yeteneklerini ve hafızayla ruh durumunu olumsuz etkiliyor. Dengesiz davranışlara neden oluyor.

Bu gıdaları mutlaka yemelisiniz

Somon depresyonla savaşır, soğan kemikleri korur, tavuk gözleri güçlendirir. Dahası da var… İşte 12 süper gıda;

İngiliz Mirror Gazetesi 12 süper gıdayı ve sağlığa faydalarını araştırdı. İşte size o liste;

Mantar: Meme kanserinden korur. Günde 10 gram mantar riski yüzde 64 azaltır.
Kivi: Felci önler. Günde 2 kivi, her gün bir aspirin almakla aynı etkiye sahiptir.
Kırmızı biber: Eklem ağrılarını dindirir. Capsaicni maddesi acıyı azaltır.
Tavuk: Gözler güçlendirir. Haftada üç kez yemek gözlerde yaşlanma etkisini azaltır.
Soğan: Kemikleri güçlü tutar. Kalsiyumun kemiklerde tutulmasını sağlar.
Somon: Depresyonla savaşır. Omega 3 yağları bu etkiyi sağlar.
Brokoli: Prostat kanserinden korur. Haftada iki kez yemek riski azaltır.
Siyah çikolata: Tansiyonu dengeler. Günde 25 gram kan dolaşımını düzenler.
Ceviz: Kalp hastalığından korur. Haftada 4 kez bir avuç tavsiye ediliyor.
Beyaz Çay: Kilo vermeye yardımcı olur. Yağın depolanmasını engeller ve yaktırır.
Şarap: Uzun bir ömür vaat eder. Günde yarım kadeh kırmızı şarap yeterli.
Siyah üzüm: Antioksidanları alzheimer ile savaşır.

Kaynak:İnternethaber

Kanser riskini cevizle önleyin

Amerikalı araştırmacılar, kadınların ceviz yiyerek meme kanseri riskini azaltabileceklerini bildirdiler.

ABD’nin West Virginia eyaleti Huntington kentindeki Marshall Üniversitesi Tıp Okulu’ndan araştırmacılar, deneylerinde meme kanseri gelişen türden laboratuvar fareleri kullandılar. Farelerin bir kısmına insanlar gibi günde bir avuç ceviz yedirilirken, diğerleri normal beslendi. Deneyin sonunda ceviz yiyen farelerde küçük ve az tümör oluştuğu ve bu farelerde meme kanserinin diğerlerine oranla çok geç oluştuğu saptandı.

Araştırma üzerinde çalışanlardan Elaine Hardman, cevizin, kurabiyelerden, patates kızartmasından ya da cipslerden daha iyi olduğunu belirterek, sağlıklı beslenmenin tüm kronik hastalıkları önlediğinin bilindiğini kaydetti.

Hardman, bu araştırmanın laboratuvar hayvanları üzerinde yapılmasına karşın olasılıkla insanlar üzerinde de aynı etkiyi göstereceğini söyledi.

Denver’de toplanan Amerikan Kanser Araştırmaları Birliği’nde de sunumu yapılan araştırmada, cevizin tek başına, aralarında omega 3 yağ asidi, antioksidan ve bitkisel sterol gibi kanserin ilerlemesini yavaşlatan birçok madde içerdiğine dikkati çekildi.

sorunları nedeniyle yurtdışında olduğunu söylemişti.

hanta virüsü

Hantavirüs, bunyaviridae ailesinden bir virüstür. Bu grupta 7 virüs bulunur: bunyavirüs, phlebovirüs, nairovirüs, tospovirüs, orthobunyavirüs, unclassified bunyavirüs ve hantavirüs.

Hantavirüs ismi Dr. Lee Ho-Wang tarafindan Hantaan virusunun Kore kanamalı ateşine yol acan virus izole edildigi Hantan Irmagından gelmektedir. Hantaan virusu ile iliskilendirilen hastaliga Kore kanamalı ateşi artik kullanilmiyor veya Dünya Sağlık Örgütü tarafindan kabul edilmis ismi ile böbrek sendromlu kanamalı ateş adi verilir.

Nelerden bulaşır:
-Pamuk faresi Sigmodon hispidus bir hantavirus taşıyıcısıdır ve kırsal bölgelerde ve şehirlerde insanlar için bir tehlike teşkil ederler.
-Hantavirüs çeşitli kemirgen türleri vasıtasıyla taşınır. Hastalığın bulaşması hastalıklı kemirgenlerin dışkısı, idrarı veya salyasıyla doğrudan temas yoluyla olmakta ya da bu hastalıklı kemirgenlerin dışkısı, idrarı veya salyasının hava yoluyla solunmasıyla meydana gelir.
-Hantavirüs insandan insana bulaşmaz.

Belirtileri:
Baş ağrısı, hafif ateş, ciltte kanama, titreme ve hastaların üçte birinde belirtisi olmamaktadır.

Tetiklediği hastalıklar:
Akciğer hastalığı, akut böbrek yetmezliği veya hemorajik ateş..

Tedavisi:
Farelerden insanlara geçen hanta virüsünün, kesin bir tedavisi yoktur. Virüsü taşıyanların büyük bölümü kurtarılamıyor. Bilimadamları bu virüse karşı aşı geliştirme çalışmaları sürdürmektedir.


Kuluçka dönemi:
Bu virüsün kuluçka dönemi 12 ila 21 gündür.

Önlemler:
-Farelerden özellikle tarlada çalışanlar tarla farelerinden uzak durulmalı.
-Farelerin bulunduğu ortamlarda çalışırken eldiven kullanmak ve maskeağızlık takmak gerekir.
-Bulaşma şüphesi

Sakizin faydaları

Sakız çiğnemek faydalı mı yoksa zararlı mı? diye daha önce düşünmemiş olabilirsiniz. Hatta erkek çocuklarını sakız çiğneme bıyıkların eğri çıkar diye korkuturlardı eskiden. Oysa sakız endüstrisi o kadar gelişti ki marketlerde sakız reyonu gittikçe büyüyor.

Artık çeşit çeşit sakız var. Aynı kahve sektöründeki veya yoğurt seçimlerindeki inanılmaz çeşitlilik gibi. Artan tüketim ve ilgiye bağlı olarak bu konuda yapılan araştırmalar da artıyor.
Sakız çiğnemek çoğumuzun çocukluğumuzdan kalan bir alışkanlıktır. Bazen kendimizi abur cuburlardan korumak bazen de sinirimizi yatıştırmak için sakız çiğnemeyi tercih ederiz. Her ne nedenle olursa olsun sakız çiğnemek çoğumuzun alışkanlıkları arasında yer alıyor.

270 milyon nüfusa sahip Amerika Birleşik Devletleri\'nin sakız tüketimi yılda 46 milyar adettir. Yani Amerika Birleşik Devletleri\'de kişi başına 184 sakız düşmektedir. Türkiye\'deki duruma göz atacak olursak sakız tüketiminin her geçen gün arttığı göze çarpmaktadır. Aylık ortalama 10 milyon dolarlık bir pazar payından söz edilebilir. Bu rakamlara göre ülkemizdeki herkes yılda bir kez de olsa sakız çiğnemektedir. Peki, çiğnemekten zevk aldığımız sakızın aslında sağlığımıza da faydalı olduğunu biliyor muydunuz?

Birçok tüketici şekersiz sakız çiğnemenin diş çürüklerini önlediğini ve nefesi ferahlattığını biliyor ama yeni araştırmalar gösteriyor ki sakız kilo kontrolünde de yardımcı olarak kullanılabilir, odaklanmayı, uyanıklığı ve konsantrasyonu artırır ve hayatın günlük stresini azaltır. İşte yararları:

Kilo kontrolüne yardımcı olur: Sakız pratik, ucuz ve düşük kalorilidir. Şekerli bir sakız yaklaşık 5 -10 kaloridir. Şekersiz olanlar da tercih edilebilir. Sakız, atıştırmayı engellemek ve kalori alımını azaltmak için harika bir yoldur.

İştahı azaltır: Sakız çiğnemek iştah kontrolü sağlamaya yardımcıdır. Appetite iştah dergisinde 2007 yılında yayımlanmış çalışma gösteriyor ki öğleden sonraki atıştırma öncesi sakız çiğnemek, açlığı ve kalori alımını azaltmaya yardımcı oluyor.

Öğünde daha az yemeye sebep olur: Yapılan bir çalışmada akşamüstü ara öğününden önceki üç saatlik bir zaman diliminde bir saat aralıklarla 15 dakika sakız çiğneyen yetişkinler, sakız çiğnemeyenlere göre ara öğünlerinde 36 kalori daha az yedikleri gözlenmiştir. Sakızın şekersiz ya da normal olması ise bir şey fark ettirmiyor ve her ikisi de az yemeye yardımcı oluyor.
Atıştırma olarak seçenek olabilir: Sakız çiğnemek düşük kalorili olduğu gibi, yüksek kalorili atıştırmaların yerine de geçebilir. Özellikle, 140 kalorilik 1 veya 2 parça çikolatalı kurabiye yerine 2 parça 20 kalorilik sakız çiğneyerek, 120 kalori kazanç sağlayabilirsiniz.

Kalori harcatır: Mayo Clinic Uzmanları yaptıkları bir deneyde, sakız çiğnemenin saatte 11 kalori yakımını sağladığını hesaplamışlardır.

Konsantrasyonu artırır ve stresi hafifletir: Konsantrasyonu arttırmanın ve gerginliğinizi hafifletmenin basit yollarını arıyorsanız, Sakız çiğnemek en kolay yollardan biri olacaktır. Çalışmalara göre sakız çiğnemek uyanıklığı ve konsantrasyonu arttırıyor ve hayatın günlük stresini azaltıcı yönde etki gösteriyor.

Beyne giden kanı artırıyor

Birçok sporcu ve koçları oyun sırasında sakin kalabilmek ve gerginliği azaltmak için sakız çiğnemeyi tercih etmektedir. Aynı zamanda bazı öğretmenler de okullarda sakız çiğneme kuralının değiştirilmesini ve çocukların sınav sırasında sakız çiğnemesinin onların uyanıklığını ve konsantrasyonunu daha iyi sağlayacağını savunmaktadır.

Son yapılan araştırmalarsa sakız çiğnemenin, damarlardan beyne giden kan akımını yüzde 25 oranında artırdığını gösteriyor. Appetite iştah dergisinde 2002 yılında yayımlanmış bir başka çalışma gösteriyorki sakız çiğnemek bireylerin öğrenme, akılda tutma ve bilgiye erişme yeteneğini de artırıyor.

Ağız ve diş sağlığını destekliyor

Sakız çiğnemenin, nefesimizi ferah tutmaya yardımcı olduğu herkes tarafından bilinmektedir. Bunun yanında vücuttaki en güçlü savunma mekanizması olan tükürük salgısını da artırır. Bu nedenle gün içinde sakız çiğnemek iyi bir seçenek olacaktır. Şekersiz sakız, ağız sağlığını birçok yönden destekler. Plaklarının ve çürüklerin oluşumunu önler, diş minesinde mineral bozukluklarını onarır, diş lekelerinin oluşumunu önler, olanları azaltır. Sağlıklı bir ağız, sağlıklı bir vücutla birebir ilişkilidir. Ağız yoluyla bakterin alınması, çeşitli hastalıklara yol açar.

Sakızla kilo kontrolünü sağlamanın ipuçları

Çok yemek yediniz ya da kendinizi durduramıyorsunuz, hemen sakız çiğnemeye başlayabilirsiniz.
Yüksek kalorili abur cubur besinlerden yemek istediğinizde sakız çiğneyerek bu güdüyü bastırabilirsiniz.
Stres daha fazla yemek yemenize mi sebep oluyor? Sakız çiğneyerek stresinizi azaltmayı ve atıştırmalardan uzak durmayı deneyebilirsiniz.
Yemek pişirirken sakız çiğnemeniz de hazırlık aşamasında tadına bakma bahanesiyle yemeklerden atıştırmanızı engelleyecektir.

karaciğer kanseri için gelişme

Yeni çıkan DC Bead isimli ilaç ile kemoterapi ilacının toz şeklindeki taneciklere emdirilerek daha etkili kemoembolizasyon yapıldığı ve önemli kanser tedavisi merkezlerinden başarılı sonuçlar bildirildiği açıklandı.İstanbul Üniversitesi İÜ İstanbul Tıp Fakültesi ile Türk Kardiovasküler ve Girişimsel Radyoloji Derneği\'nce İstanbul\'da düzenlenen uluslararası sempozyumda, karaciğer kanserinin tedavisinde önemli bir basamak olan "kemoembolizasyon tedavisine" ilişkin yeni gelişmeler ele alındı.Yapılan yazılı açıklamada, karaciğer kanserlerinin, tüm dünyada halen kanserden dolayı oluşan ölümlerin en önemli nedenlerinden biri olduğuna dikkat çekildi.

14 Şubat 2009 Cumartesi

5 yıldızlı otelde tatil yapmak ister misiniz?


Konya'da sigara alışkanlığı ile mücadele etmek için kurulan ''Bir Hayalim Var'' Derneği, her ilköğretim okulundan 25 öğrenciyi sigaranın zararlarıyla ilgili bilgilendirerek, bu bilgileri ailelerine aktarmasını sağlayacak.

Konya'da yaklaşık bir ay önce kurulan Bir Hayalim Var Derneği'nin Başkanı Kadir Dikici, AA muhabirine yaptığı açıklamada, derneklerini, daha sağlıklı nesillerin yetişmesi adına sigara alışkanlığıyla mücadele için kurduklarını söyledi.

Dikici, ilk olarak sigara alışkanlığının azaltılması için ''Sigarasız Ailem'' adını verdikleri bir proje hazırladıklarını belirterek, ''Çocuklar, sigara içen babası, annesi, ağabeyi ablası ve yakın akrabalarını ikna edecek. Hayallerindeki sigarasız aileyi kendileri oluşturacak'' dedi.

Proje çerçevesinde her ilköğretim okulundan 25 öğrenciye sigaranın zararları konusunda bilgiler verip, onları bilinçlendireceklerini bildiren Dikici, şunları kaydetti:

''Daha sonra da bu bilgileri okullarındaki diğer çocuklara ve anne-babalarına aktarmalarını isteyeceğiz. Yani eğitim alan çocuklar, annesine, babasına anlatacak, onları sigaranın zararları konusunda uyarıp, bu kötü alışkanlıktan kurtaracak. Böylece daha sağlıklı ve sigarasız aileler olacak. Tabi bu yıllara yayılan bir mücadele olacak.''

Öğrencilere sigaranın zararlarıyla ilgili bilgilerin yer aldığı broşür, kitap ve CD'ler de vereceklerini ifade eden Dikici, gerek olduğu durumda da öğrencilerin sigara içip de bırakmak isteyen anne-babalarına psikolojik destek vereceklerini belirtti.

-SİGARASIZ AİLELERE 5 YILDIZLI TATİL ÖDÜLÜ-


Bir Hayalim Var Derneği Başkanı Dikici, projeyle sigara alışkanlığını bırakan bazı aileleri 5 yıldızlı otellerde tatile göndereceklerini söyleyerek, şöyle devam etti:

''Bunun için sponsorlar bulacağız. Daha sonra sigarasız aileler arasında çekilişler yapıp, her yıl 20 aileyi 1 haftalığına 5 yıldızlı otellerde ağırlayacağız. Bu proje ile sigarayı bırakan aileler tüm Türkiye'ye model olacak. Sigara içmeyen aile sigara içen aileye bir örnek olacak. Sigarasız aileler, birçok ailenin sigarasızlaşmasını sağlayacak. Zaman içinde projemizi daha da genişleterek üniversite öğrencilerini de bu projeye dahil etmek istiyoruz.''

Dikici, hedeflerinin, yılda en az 3 bin aileyi ''Sigarasız aile'' haline getirmek, 3 bin aileyi sigaradan kurtarmak olduğunu bildirdi.

AA

Tarih öncesi Viagra bulundu!




Sibirya’da soyu tükenmiş mamut ve tüylü gergedanlara ait alanda kazı yapan Rus bilim adamları, insanların yaşam süresini ve cinsel hayatını uzatabilecek bir bakteri buldu.

Rusya’nın Yakutsk bölgesinde pek çok soyu tükenmiş mamut ve tüylü gergedan mezarlarının bulunduğu alanda yapılan kazılarda beklenmedik bir ‘yan ürün’ keşfedildi. Yarı donmuş topraklarda keşfedilen yeni bir bakteri, insanlara uzun ömür ve uzun cinsel yaşam için umut oldu. ‘Tarih öncesi Viagra’ adı verilen bakteri ile yapılan deneyler de bunu destekliyor.

İlk bulgular bakterinin yaşının üç ila beş milyon yıl arasında olduğunu gösteriyor ancak bunlar kesin sonuçlar değil.

DAHA UZUN ÖMÜR VE CİNSEL YAŞAM

Araştırma ekibinden Tyumen Üniversitesi profesörlerinden Anatoli Broushkv bulgularını şöyle açıkladı: “Çok eski olduğu anlaşılan ama hala donmuş topraklarda yaşayan bir bakteri bulduk.

Profesör Broushkv bakterilerle yaptıkları deneyleri şöyle açıkladı: “Bakterileri fare ve meyve sineklerine enjekte ettiğimizde hayvanların daha uzun yaşadığını gördük.”

Bilim adamı Vera Samsonova da testleri şu cümlelerle açıkladı: “Bakterileri çoğaltarak, laboratuvar ortamında biyolojik yaşam formları ile testleri yaptık. Ergen farelerde fiziksel gelişim, zihinsel ve cinsel aktivitelerde belirgin ilerlemeler kaydederken, insan yaşamı ile 70 yaşına denk yaştaki dişi fareler yavruladı.”

ÖLÜMSÜZLÜK DEĞİL GENÇLİK İKSİRİ

Profesör Broushkov gelecekten umutlu: “Ölümsüzlük iksiri için söz veremem ama gerçekçi olmak gerekirse eğer bu bakterinin nasıl bu kadar uzun yaşadığını anlayabilirsek bu yaşlanmaya karşı geliştirilecek tedaviler için bir yol olabilir. İnsanlarda yaşam süresini on yıl daha uzatmamız bile muhteşem bir sonuç.”

Broushkov ayrıca Rus zenginlerinin yaşlanmaya karşı geliştirilecek ilaçlarla çok ilgilendiklerini de sözlerine ekledi: “Bakterinin DNA yapısının bir bölümünü çözdük ve dünyada bu bakteriye dair daha önce hiçbir bilginin olmadığını gördük. Bilim adamlarının, bu kadar uzun süre yaşan bir bakteri bulmaları benzersiz ve olağandışı bir olay.”

MAMUTLAR GERİ GELEBİLİR

Bakteri, mamut cesetlerinin yer aldığı alanda bulundu ama bilim adamları bakteriler ile mamutlar arasında birebir ilişki olduğunu düşünmüyorlar. Mamutlar 4.8 milyon ile 4 bin 500 yıl öncesi dönem aralığında yaşamışlardı.

Halen ABD’li, Rus ve Japon bilim adamları mamut ve tüylü gergedan DNA’ları üzerinde, bu hayvanları tekrar yaşama döndürmek üzere çalışmalarına devam ediyor.

Viagra kullanmadan önce bilmeniz gerekenler


Bilim adamları, gözlerin mütemadiyen hareket etmesinin nedeninin kör olmayı engellemek olabileceğini bildirdiler.

Gözdeki belli belirsiz kısa ve hızlı hareketler, sürekli bakmanın imkansız olduğunu gösteriyor. Sabit duran bir objeye gözlerimizi sabitlediğimizde bile gözler harekete devam ediyor.

Daily Mail'deki habere göre, California'daki Salk Enstitüsünce yapılan araştırmada, beyinde göz hareketlerinden sorumlu "komuta merkezi"nde inceleme yapıldı.

Science dergisinde yayınlanan araştırmada, bu hareketlerin, beynin gazete sütunlarını tararken veya hareket eden bir objeyi takip ederken kullanılan aynı bölge tarafından aktif olarak kontrol edildiği belirlendi.

Daha önce, göz hareketlerinin sinir sinyallerinin arızi sonucu olduğu düşünülüyordu.

Bilim adamları, göz hareketlerinin retina üzerindeki, aksi halde kaybolacak görüntüleri "canlandırarak" hayati bir görev yaptığını, normal bir görüş sağlamak için bu kısa ve hızlı göz hareketlerinin zaruri olduğunu belirttiler.

AA

9 Şubat 2009 Pazartesi

Cep telefonu beyin kanserini tetikliyor


Türkiye Halk Sağlığı Kurumu Derneği (T-HASAK) Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Hikmet Pekcan, kanserin genetik özelliklerin yanı sıra çevre koşullarıyla da doğrudan bağlantılı olduğunu belirterek, ''Cep telefonu kullananlarda, kullanılan kulakta ve kullanılan taraftaki beyin bölgesinde kanserin daha sık görüldüğü gözlendi'' dedi.
Pekcan, 4 Şubat Dünya Kanser Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada, kanserin insan vücudunda bir hücrenin işlev görmeden anormal büyümesi olarak tanımlandığını ifade ederek, ''Anormal büyüme çoğunlukla insanın yapı taşı olan DNA'sıyla ilgilidir. DNA'yı da beslenme alışkanlığı, kilo, tütün ve alkol kullanımı ile çevresel koşullar başta olmak üzere birçok faktör etkilemektedir'' diye konuştu.
Kanserin, görülme sıklığının giderek artış gösterdiğini ifade eden Pekcan, Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre, ''2010'da kanserden 15 milyon kişinin yaşamını yitireceğinin ve 20 milyon kişiye kanser tanısı konulacağının öngörüldüğünü'' söyledi. Türkiye'de de aynı tarihlerde yaklaşık 150 bin kişinin kansere yakalanmasının beklendiğini belirten Pekcan, ''Kanserlerin yüzde 35'i beslenme, yüzde 30'u sigara kullanımı ve maruziyeti, yüzde 10-15'i enfeksiyon hastalıkları nedeniyle oluşmaktadır'' dedi.
Pekcan, erken tanı ile yaşam süresinin uzatılabildiğini hatta tümörün tamamen yok edilebildiğini belirterek, şunları kaydetti:
''Erken tanı için düzenli kontrol, kişiye ve çevreye yönelik koruyucu sağlık hizmetleri gelmektedir. Kişiye yönelik koruyucu önlemler, erken tanı, dengeli- yeterli beslenme, ilaçla koruma, kişisel hijyen, sağlık eğitimi, aile planlaması ve bağışıklamadır. Çevreye yönelik olarak da biyolojik çevreye (mikroplar, yiyecekler, ağaçlar, bitkiler), sosyal çevreye (okullar, askeri birlikler, internet kafeler, kahvehaneler), fiziki çevreye (su, hava kirliliği, atıklar, gürültü, radyasyon, baz istasyonları) yönelik koruyucu önlemler alınmalıdır.''
-''HORMONLU GIDA VE YANLIŞ GÜBRE KULLANIMI''-
Pekcan, kanserin genetik yatkınlığın dışında çevresel koşullarla da doğrudan ilgili olduğuna dikkati çekerek, şunları söyledi:
''Kanserlerin oluşmasında en önemli etken çevre kirliliğidir. Hava ve suyun kirletilmesi, toprağın yanlış kullanılması sağlık açısından risk yaratmaktadır. Ekilebilir araziye fabrika inşa edilmesi, atıkların uygun yerlere boşaltılmaması toprağın kirletilmesi verilebilecek en güzel örneklerdir. Mevsim koşulları gözetilmeden sebze-meyve yetiştirildiği için hormonlu gıda ve yanlış gübre kullanımı kansere neden olabilmektedir. Bu gıdaların tüketilmesi halinde de vücuttaki hücreler yer değiştirmektedir. Dolayısıyla, bilinçsiz kullanılan gübre ve böcek öldürücü ilaçlar ile yetiştirilen sebze ve meyvenin kanserojen özelliği ortaya çıkmaktadır.
Öte yandan ozon tabakasının delinmesi sonucunda güneşin istenmeyen ışınları başta deri kanseri olmak üzere sağlık sorunlarına yol açmaktadır. Güneşin özellikle dik geldiği saatlerde uzun süre güneş ışınına maruz kalanlarda, yaşamının bir döneminde deri kanserine yakalanma riski artmaktadır. Bunların yanı sıra nüfus artışı, ekonomik gelişmeler, hızlı kentleşme de çevresel faktörlerdir.''
Baz istasyonlarının kansere etkisiyle ilgili bilim adamlarının farklı görüşlerde olduğunu ve bu alanda bilimsel bir verinin bulunmadığını dile getiren Pekcan, yapılan ön araştırmalarda ''cep telefonu kullanımında, kullanılan kulakta ve kullanılan taraftaki beyinde kanserin daha sık görüldüğünün gözlendiğini'' bildirdi. Pekcan, ''Ayrıca kullanıcılarda, telefonun bedene yakın olduğu yerlerde de kanser görülme riskinin kullanmayanlara oranla yüksek olduğu bulunmuştur'' diye konuştu.
-''HER İKİ KİŞİDEN BİRİ CEP TELEFONU KULLANIYOR''-
Sağlık Bakanlığı Kanserle Savaş Dairesi Başkanı Prof. Dr. Murat Tuncer de elektromanyetik alanlarla kanser arasındaki ilişkinin bilim adamlarının çoğu tarafından kabul edildiğini söyledi. Tuncer, ''Her iki kişiden biri cep telefonu kullanıyor. Bunun yan etkisinden hem kendisi hem de çevresindekiler zarar görüyor'' dedi.
Murat Tuncer, ABD'de 8-12 yaşları arasındaki çocukların yüzde 46'sının cep telefonu kullanıcısı olduğunu belirterek, ''Cep telefonu kullanımının beyin kanserinin görülme sıklığını 2 kat artırdığını'' kaydetti.
Kanadalı bilim adamı Dr. Haward W. Fisher de elektro manyetik alanların kesinlikle insan sağlığını olumsuz etkilediğini, bunun çeşitli ülkelerde yapılan kapsamlı araştırmalarla ispatlandığını bildirdi.
Cep telefonu başta olmak üzere baz istasyonları gibi elektromanyetik alanların ''Beyin kanseri, lösemi riskini artırdığını, genetik yapıya hücrelere zarar verdiğini, kan beyin bariyerini bozduğunu, uyku düzenini etkilediğini, dikkat eksikliği ve hiperaktiviteye neden olduğunu ve birçok hastalığa zemin hazırladığını'' ifade eden Fisher, bu konuda farkındalığın artırılması gerektiğini bildirdi.
Yurt dışında çocuklar üzerinde yapılan bir çalışmayı anlatan Fisher, ''Elektromanyetik alanlara maruz kalan çocuklarda, hiperaktivite saptanmasının ardından, bu çocukların etraflarındaki cep telefonu, ışık, fön makinası gibi eşyaların azaltılmasıyla, çocukların sakinleştikleri tespit edildi'' dedi.
Fisher, yapılan çalışmalar sonucunda, ''Özellikle cep telefonunun en sık kullanıldığı baş bölgesinde beyin tümörlerinin geliştiğini'' ifade ederek, ''En sık baş bölgesinin sol tarafı kullanılıyorsa o bölgede, sağ tarafı kullanılıyorsa o tarafta tümör geliştiği saptandı. 2005'de yapılan bir çalışmada, 2 bin beyin tümörünün cep telefonu kullanımına bağlı olarak geliştiği belirlendi'' diye konuştu.
AA

Virüs nasıl bulaşır

Hastalıklardan korunmak için bunlara dikkat edin..

Selçuk Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mehmet Emre Atabek, hasta bir kişinin hapşırması sırasında virüs taşıyan damlacıkların 40 metre, öksürükte 6 metre, konuşmada ise 2 metre ileriye gidebildiğinin yapılan araştırmalarla ortaya konulduğunu bildirdi.

Selçuk Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mehmet Emre Atabek, AA muhabirine yaptığı açıklamada, kış aylarında grip ve öksürük salgını gibi virüs kaynaklı enfeksiyon hastalıklarının sık görülebildiğini söyledi.

Bu yıl özellikle öksürük salgınının çocuklar da dahil birçok kişiyi etkisi altına aldığını ifade eden Atabek, grip ve öksürük gibi enfeksiyonlara yol açan 200'e yakın virüs bulunduğunu, kış aylarında dikkatli olunması gerektiğini bildirdi.

Viral bir enfeksiyonun 1 ay içinde tüm dünyaya yayılabileceğini vurgulayan Atabek, şunları kaydetti:

''Grip ve öksürük salgınları, damlacıklarla bulaşır. Hapşırma, öksürme ve konuşma ile bu damlacıklar yayılarak, diğer kişilere hastalıkları bulaştırır. Hasta bir kişinin hapşırması sırasında virüs taşıyan damlacıklar 40 metre, öksürükte 6 metre, konuşmada ise 2 metre ileriye gidebiliyor. Bunlar yapılan araştırmalarla ortaya konulmuş gerçekler. Virüsten kaçış yok. Alışveriş merkezinde hasta bir kişinin dolaşması, birkaç kez de hapşırması ve öksürmesi yüzlerce kişiye virüsün bulaşması demektir. Söylemesi zor ama hasta kişinin boğazındaki virüsü taşıyan damlacıklar, hapşırmadan birkaç dakika sonra sizin ağzınızda, boğazınızda.''

Öksürmenin genelde basit bir hastalık olarak ele alındığını dile getiren Atabek, ''Virüs diğer organlara yayılıp daha ciddi hastalıklara yol açabilir. Özellikle çocuklarda öldürücü bile olabilir. Bu yüzden hastalık görülmeye başlandığında ciddiye alınmalı ve mutlaka bir doktora başvurulmalıdır'' dedi.

Atabek, kış aylarında hastalıktan korunmanın yolunun vücudun güçlü tutulması olduğunu belirterek, ''Kendini güçlü tutacaksın, uykusuz kalmayacaksın, üşümeyeceksin. Kış aylarında dengeli beslenmek, kalabalığın yoğun olduğu yerlerden uzak durmak gerekiyor. Virüs, dirençsiz vücudu yakaladığı zaman asla affetmez. Kurtulmak için de oldukça uğraşmak gerekir'' diye konuştu.

AA

Obezitenin şifreleri çözülüyor


Obezitenin gelişiminde kök hücrelerin rolü olduğu İngiliz ve Amerikalı bilim adamları tarafından onaylandı


Kocaeli Üniversitesi (KOÜ) Kök Hücre ve Gen Tedavileri Araştırma ve Uygulama Merkezi (KÖGEM) Müdürü Prof. Dr. Erdal Karaöz, obezitenin gelişiminde kök hücrelerin rolü olduğunu, bu bulgularının İngiliz ve Amerikalı bilim adamlarınca da onaylandığını bildirdi.

KÖGEM Müdürü Prof. Dr. Erdal Karaöz, AA muhabirine yaptığı açıklamada, KÖGEM laboratuvarlarında yürüttükleri çalışmalarda obezitenin (vücutta aşırı yağ dokusu birikimi) bir kök hücre hastalığı olabileceğine ilişkin önemli kanıtlar elde ettiklerini, bunu geçen yıl aralık ayında kamuoyuyla paylaştıklarını söyledi.

Yüksek tansiyon, diyabet gibi kronik hastalıkların ana nedeni olarak kabul edilen obezitenin, dünyanın en büyük sorunlarının başında geldiğini ifade eden Prof. Dr. Karaöz, ''Başta ABD olmak üzere, gelişmiş ülkelerde bu sorun daha belirgin. Bu yüzden birçok bilim adamı, obezitenin tedavisi ve engellenmesine yönelik çalışmalar yapıyor'' dedi.

-''OBEZİTENİN GELİŞİMİNDE KÖK HÜCRELERİN ROLÜ ONAYLANDI''-

Prof. Dr. Karaöz, Harvard Üniversitesinin Türk doktorlarından Umut Özcan ve arkadaşlarının ''caperonlar'' olarak adlandırılan bir grup ilaç ile tedavi edilen yağlı diyete tabi tutulmuş obez farelerde ciddi kilo kaybı sağladıklarını bildirdi.

İngiliz bilim adamlarının da insanlarda göz iltihabı ve nezleye neden olan ''adenovirus 36'' denilen bir virusun kök hücreleri etkileyerek yağ hücrelerine dönüştürdüğünü kaydeden Prof. Dr. Karaöz, obez insanlarda bu virusun antikorunun yüzde 30 oranında rastlandığını duyurduklarını belirtti. Prof. Dr. Karaöz, her iki araştırmanın da kendi araştırmalarının sonuçlarını destekler nitelikte olduğuna dikkati çekti.

KÖGEM laboratuvarlarında yürüttükleri çalışmalarda organizmada insülin salgılamadan sorumlu hücreler ile kök hücreleri birlikte kültür ettiklerinde kök hücrelerin yağ hücrelerine dönüştüğünü tespit ettiklerini ifade eden Prof. Dr. Karaöz, şöyle dedi:

''İngiliz ve ABD'den bilim adamları da bu kez bir virusun yine kök hücreleri etkileyerek yağ hücre artışına neden olduğunu bildirdiler. Dolayısıyla obezitenin gelişiminde kök hücrelerin rolü olduğu bu iki araştırmayla da onaylanmış oldu.''

Prof. Dr. Karaöz, viral bir enfeksiyonun kalıcı obeziteye neden olduğu düşüncesinin, biraz tartışmalı olduğunu bildirdi.

-''LEPTİN HORMONUNA KARŞI DİRENÇ ENGELLENEBİLİRSE...''-

Vücuttaki yağ hücrelerinden salgılanarak beyindeki hipotalamus bölgesine etki eden ve yeme isteğini azaltarak, vücudun enerji harcamasını arttıran leptin adı verilen bir hormon olduğunu belirten Prof. Dr. Karaöz, şu bilgileri verdi:

''İştah engelleyici işlevi bulunan yağ hücrelerinden salgılanan leptin, şişman bireylerin beyinlerindeki reseptörlere bağlanamadığından işlev görememekte, dolayısıyla tokluk hissinin algılanmasında sorunları bireyler daha çok yemekte ve şişmanlamaktalar.

Obezitede artan yağ hücrelerinin çok yemeye bağlı olarak pankreastan fazla ve sürekli insülin salgılanması sonucu özellikle karın bölgesindeki yağ dokusundaki mevcut kök hücrelerin yağ hücrelerine dönüştüğünü laboratuvarlarımızda yaptığımız deneyler sonucu öngörüyoruz. Bu durumun devamında ise bu kez obezite pankreastan salgılanan ve şekerin vücut hücrelerince kullanılmasını sağlayan insülin hormonuna karşı direnç gelişmekte ve tip 2 diyabet denilen şeker hastalığı ortaya çıkabilmektedir.''

Dr. Özcan ve arkadaşlarının halen kullanımda olan ''caperonlar'' olarak adlandırılan bir grup ilacın leptin direncini engellemede işlev gördüğünü fare deneyleriyle gösterdiklerini ifade eden Prof. Dr. Karaöz, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Eğer bu ilaç insanlarda da işe yararsa, yani leptin hormonuna karşı beyinde oluşan direnç engellenebilirse sistem bu kez normal çalışabilecek, dolayısıyla obeziteye neden olan faktörlerden en azından biri elemine edilmiş olacak. Sonuçta, daha az yeme isteği ve daha az ve sürekli olmayan insülin salınımına bağlı olarak bizim ileri sürdüğümüz mekanizmaya göre kök hücrelerden daha az yağ doku sentezi gerçekleşecek.''

-OBEZİTE İLE VİRÜS ARASINDAKİ İLİŞKİ-

İnsanlarda yapılan çalışmalarda insülinin leptin konsantrasyonun yükseltilmesinde akut bir etkisinin olmadığını gösterdiğini bildiren Prof. Dr. Erdal Karaöz, şunları söyledi:

''Sadece, kronik olarak yüksek insülin seviyelerinin leptin konsantrasyonunu belirgin şekilde arttırdığı gösterilmiştir. Bizim çalışmamızda da uzun süreli olarak insülin üreten hücrelerle ortak kültüre ettiğimiz kök hücreler, kronik olarak insüline maruz bırakıldıklarında yağ hücrelerine dönüşebildiler.

Sonuçta, bu yağ hücrelerince üretilen leptin sentezi artacak ve şayet beyinde leptine karşı bir direnç varsa sonuç obezite olacaktır.

Obezite ile virüs arasındaki ilişkide ise bu virüsün kök hücreleri enfekte ederek yağ hücrelerine dönüştürmesinden ziyade leptin direncine neden olduğu gösterilebilirse sonuçlar daha değerli olacaktır.''

AA

18 Ocak 2009 Pazar

Fast food beyin sağlığını bozuyor


'Zihin Sağlığı Vakfı'nın araştırmasına göre, yararlı yağların, vitamin ve minerallerin eksik alınması ile fast food tarzı beslenme, 'depresyon, Alzheimer ve şizofreniye' neden oluyor

İNGİLTERE'DE yapılan bir araştırma, son zamanlarda halkın beslenme tarzındaki değişikliklerin zihin sağlığı üzerinde olumsuz sonuçlara yol açtığını gösterdi. 'Sustain' adlı örgüt ile Zihin Sağlığı Vakfı'nca desteklenen araştırmanın sonuçlarına göre, fast food tarzı beslenme ile yararlı yağların, vitamin ve minerallerin eksikliği 'depresyon, Alzheimer ve şizofreni' ile doğrudan ilişkili. Araştırmacılardan Courtney Van de Weyer, "Vücudu iyi beslemek, zihni de iyi beslemek anlamına geliyor" dedi.

ARAŞTIRMAYA göre, yemlerde kullanılan katkı maddeleri ve tarım ilaçları, hayvan organizmasında değişikliğe yol açıyor. Bu nedenle de insanlar, omega 6 adlı yağ asidini, omega 3'ten çok daha fazla tüketir hale geliyor. Bu dengesizliğe vitamin ve mineral eksikliği de eklenince, depresyon ve hafıza sorunları ortaya çıkıyor. Araştırma raporunda, beslenme tarzında aminoasitlere, özellikle de balık tüketimine daha fazla yer verilmesi gerektiği belirtiliyor.