21 Ocak 2008 Pazartesi

Antibiyotik bu, her zaman kullanılmaz

Antibiyotik bu, her zaman kullanılmaz
Son yıllarda tüm dünyada bakterilerin antibiyotiklere karşı gösterdiği direnç, tedavide sorun yaratmaya başladı.

Türkiye`de de birçok bakteride antibiyotiklere karşı direncin çok yüksek olduğu, uzmanların önemle vurguladığı bir konu. Özellikle üzerinde durulmasının nedeni de, antibiyotiklerin Türkiye`de çok yaygın ve kontrolsüz kullanılması. Eczaneden istenildiği zaman alınması, kolay ulaşılabilir olması, antibiyotiklerin kontrolsüz kullanımının yolunu açıyor.

Araştırmalar gösteriyor ki, antibiyotiklerin kontrolsüz kullanıldığı ülkelerde direnç çok daha yüksek. Metisiline dirençli "stafilokok"un neden olduğu hastane enfeksiyonuyla eski bakan Veysel Atasoy`un hayatını kaybetmesi de, bu direncin yol açtığı önemli sonuçlardan biri olarak gösteriliyor.

Antibiyotiklere direnç konusunda Aventis firmasının desteğiyle gerçekleştirilen ve önceki hafta yapılan Mikrobiyoloji Kongresi`nde sonuçları açıklanan "e - Baskett" çalışması da, solunum yolu enfeksiyonlarına yol açan bakterilerin antibiyotiklere direnç durumunu ortaya koydu.

Çalışmanın koordinatörü Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi İ. Doğramacı Çocuk Hastalıkları Klinik Mikrobiyoloji Laboratuvarı Başkanı Prof. Dr. Deniz Gür, direncin antibiyotik kullanımıyla doğrudan ilişkili olduğunu söylüyor.

Antibiyotik kullanımının yaygın olduğu ülkelerde antibiyotiklere direncin daha yüksek olduğunu belirten Gür, bu nedenle gereksiz kullanımından kaçınıp, hastaların hekim yazmadıkça antibiyotik kullanmaması gerektiğini söylüyor.

Gereksiz kullanmayın
Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi İnfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Sercan Ulusoy da konuyla ilgili sorularımızı yanıtladı.

Gereksiz ya da yanlış antibiyotik kullanımının boyutları nedir?
Türkiye`de antibiyotiklerin yüzde 40 - 50`si gereksiz kullanılıyor. Yani neredeyse yarısı. Gelişmiş ülkelerde de dünyanın her yerinde gereksiz ve yanlış kullanım var. Ama gelişmişlik düzeyiyle paralel olarak bu azalıyor. Gelişmiş ülkelerde değişik kontrol önlemleriyle antibiyotik yazma ve reçeteleme politikalarıyla, sağlık bakanlıklarının kısıtlamalarıyla bu oranlar yüzde 10 - 15`lere düşebiliyor.

Yanlış antibiyotik kullanımının beraberinde getirdiği direnç oluşumu nelere yol açıyor?
Antibiyotiklere direnç gelişmesi sonucunda ilaçlar (antibiyotikler) etkisiz kalıyor.
Dolayısıyla bu dirençli bakteriler oluşan enfeksiyonların tedavisinde ilaçların yetersiz kalması ve buna bağlı ölüm oranlarının, hastalıktan doğan marazların artması, hastanede tedavi başarısızlıkları nedeniyle yatış sürelerinin uzaması, dolayısıyla tedavi maliyetlerinin ve tedavi başarısızlığına bağlı komplikasyonların artması gibi birçok sorun ortaya çıkıyor.

Tedavi süresini ne kadar uzatıyor?
En az 1 hafta ile 10 gün arasında uzatır. En son Veysel Atasoy`da yaşadık. Ciddi hastane enfeksiyonları anlamına geliyor. Direnç oluşması hem toplumda hem de hastanede önemli. Ama hastanede çok daha önemli. Toplumdaki enfeksiyonlarda direnç problemini bir şekilde çözebiliyoruz. Hastanelerde mevcut bütün antibiyotiklere dirençli bakteriler var. Kullandığımız tüm antibiyotiklere dirençli. Onlarda çaresiz kalıyoruz.

Antibiyotiklerin suiistimal edilmesinden en çok kimler zarar görüyor?
Tüm sağlıklı insanlar zarar görebilir. Ancak en sık yeni doğanlar, çocuklar ve yaşlılar zarar görüyor. Karaciğer ve böbrek fonksiyonlarının henüz olgunlaşmaması sebebiyle yenidoğanlar, yine ileri yaşlarda bu organların fonksiyonlarının azalması nedeniyle yaşlılar daha fazla zarar görüyor.

Tüm ilaç tüketimi arasında antibiyotikler kaçıncı sırada yer alıyor?
Son 6 yıldır hep birinci sırada. Bilinçsiz ve denetimsiz kullanımından kaynaklanıyor. Oysa Avrupa ülkelerinde dördüncü, beşinci sıradadır.

Antibiyotiklere harcanan para ne kadar?
Türkiye`de yıllık ilaç masrafı toplamda 4,5 milyar dolar. Bunun yaklaşık yüzde 20 - 25`i antibiyotik. Yani yaklaşık 1 milyar dolar civarında antibiyotiklere harcandığını söyleyebiliriz.

Doğru ve akılcı antibiyotik kullanımında hem doktora hem de hastaya ne gibi görevler düşüyor?
Antibiyotiklerin en çok suiistimal edildiği hastalık grubu solunum yolu enfeksiyonları. Her antibiyotik her enfeksiyonda kullanılmaz.
Hekimler arasında da hata yapanlar var. En sık görülen enfeksiyonlar olan solunum yolu enfeksiyonlarının yüzde 60 - 70`i virüslerden oluşur. Antibiyotik verildiğinde, yüzde 60 oranında antibiyotik gereksiz kullanılmış oluyor.

Antibiyotiklerin doğru kullanılması konusunda hastalar, doktorlar ve devlet politikalarının ortak stratejiler üreterek başarıya ulaşabilir.

Bunu sadece hastalarla hekimlerden beklemek mümkün değil. Halkın bilinçlendirilmesi, hekimlerin üzerine düşen görevi yapması, ama bunun için de devlet politikalarının da bu işi kolaylaştırıcı önlemler alması gerekiyor. Neden etkisiz kalıyorlar? Sadece bakterilere karşı etkili oldukları halde, virüslerin yol açtığı ya da bakterilerden kaynaklanmayan diğer yaygın hastalıklarda (nezle, soğuk algınlığı, grip vs.) kullanılması Doktorların, farklı enfeksiyonlara cevap veren farklı antibiyotikler yerine sık sık "genel etkili" antibiyotik reçete ederek yanlış kullanımı yaygınlaştırmaları Hastanın antibiyotiği doktorun tavsiye ettiği şekilde ve sürede kullanmaması, dolayısıyla tedavinin yetersizleşmesi, uzaması ya da tekrarlaması Antibiyotiklerin reçetesiz de satın alınabilmesi sonucu hastanın doktora danışmadan kullanması
Doğru ve akılcı antibiyotik kullanımı için Doğru dozda Doğru endikasyonda (sadece bakterilerin yol açtığı enfeksiyonlarda) Doğru sürede Doğru antibiyotik Doktor gözetiminde almak şart
Kaynak: www.saglikvakfi.org.tr

Misvak kullanmanın diş sağlığı üzerine etkileri


Misvak kullanmanın diş sağlığı üzerine etkileri

Peygamber Efendimiz (sav), ağız temizliğine ve diş bakımına da çok önem vermişlerdir. Bunun için misvakla dişlerini fırçalamışlar, ümmetine bu konuda tavsiyelerde bulunmuşlardır.
Misvak sıcak bölgelerde yetişen "erak" ağacının kökleridir. Lifli bir yapısı vardır. Biraz ıslatılıp ezilince fırçamsı bir hal alır. Hem mekanik hem de kimyevî olarak pek çok faydaları vardır. Bunları Hadisi Şerifler ve bizzat Rasulûllah`ın uygulamaları ışığında madde madde açıklamaya çalışalım.

1. Misvak, ağız için temizlik, Allahu Teala`nın rızasına sebep ve gözlere de ciladır, (1)
2. Misvak ağız için temizliktir ve Aziz ve Celil olan Allah`ın rızasına sebeptir. (2)
3. Misvakta on hassa vardır: Ağzı tatyib eder, diş etlerim güçlendirir, göze cila verir, balgamı giderir, dişin çürümesini önler, sünnete uygun olur, melaikeyi sevindirir, Rabbi razı eder, hasenatı artırır, mideye sıhhat verir. (3)
4. Misvak kullanın. Zira misvak ağzı temizler ve Rabbin rızasını kazandırır. (4) Bu hadis-i şeriflerde misvakın faydaları zikrediliyor. Misvak kullanmak, ağız için temizlik ve hoşluk sebebidir. Fırçalanmayan dişler sararır, aralarında ve diplerinde gıda artıkları birikir. Bunlar ağız kokusuna ve diş çürümelerine sebep olurlar. Diş etlerinde iltihaplanmalar olur. Misvak kullanmakla dişlerin çürümesi ve diş etlerinin iltihaplanması önlenir. Misvakın gözlere canlılık vermesi ve balgam söktürücü etkisi kimyasal özellikleriyle ilgilidir.
Allah-u Teala güze! olan şeyleri, temiz olan şeyleri; peygamberinin tavsiyelerine uyulmasını sevdiği için, misvak kullanılmasından hoşnut olur. Melekler de temiz olan şeyleri severler ve kötü kokulardan rahatsız olurlar. Onun için on!ar da sevinirler.
5. Misvak, erkeğin fesahatini artırır. (5) Fesahat, güzel konuşmak demektir. Sesin oluşumunda dişlerin de fonksiyonu olduğu için, temiz ve bakımlı dişlerin sesin güzelleşmesine katkıda bulunacağına işaret ediliyor.
6. Niçin sararmış dişleriniz ile huzuruma giriyorsunuz? Misvak kullanınız! (6) Bu hadis-i şerifte ağız ve diş bakımı yapmayanlara bir azarlama var. Kendilerine zarar verdikleri gibi, çevredeki kimseleri de kötü görünüşleri ve ağız kokularıyla rahatsız edeceklerine işaret ediliyor.
7. Şu dört şey peygamberlerin sünnetlerindendir: Sünnet olmak, koku sürünmek, misvak kullanmak, evlenmek. (7) Peygamberler insanlığın rehberleridir. Peygamber (sav) Efendimizden önceki peygamberlerin de ağız ve diş bakımına önem verdikleri, misvak kullandıkları ifade ediliyor.
8. Misvak ve cuma guslü her Müslüman için gereklidir. (8)

Buraya kadar misvakın lüzumu ifade edildikten sonra, bundan sonraki hadis-i şeriflerde Rasulûllahın uygulaması anlatılıyor:

1. Misvak kullanmadan uyumazlardı. (9)
2. Uyudukları zaman misvak başuçlarında bulunurdu. Uyandıkları zaman da ilk önce misvak kullanırlardı. (10)
3. Misvakı enlemesine kullanır, suyu emerek (süzerek) içerlerdi. Üç defa nefes alır ve derlerdi ki:
Bu türlü içmek daha iyi, hazmı daha kolay ve sıhhate daha uygundur. (11)
4. Aişe (Ra) şöyle demiştir: "Peygamber (sav) evine girdiği zaman ilk yaptığı iş, misvak ile dişlerini temizlemek olurdu" (12)
5. Ebu Musa (ra) şöyle dedi "Ben Peygamber`in huzuruna girdim, misvağın bir ucu dilinin üzerinde bulunuyordu." (13)
6. Rasulullah (sav) hiçbir namaza misvak kullanmadan çıkmazdı. (14)
7. Rasulullah (sav) geceleyin teheccüd namazı kılmak için kalktığı zaman ağzını (dişlerini) misvak ile ovalardı. (15)
8. Rasulullah (sav) geceleri iki rekatta bir selam vererek teheccüd namazı kılar ve her selam verişinde misvak kullanırdı. (16)
9. Abdullah ibni Abbas (ra), şöyle anlatmıştır: Bir gece Peygamber (sav) `in yanında kaldım. Peygamber gecenin sonuna doğru kalkıp dışarı çıktı, semaya baktı, sonra Al-i İmran süresinin şu ayetlerini okudu:
"Hakikat, göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbirleri ardınca gelişinde temiz akıl sahipleri için ibret verici deliller vardır. Onlar ayakta iken, oturur iken, yanları üstünde yatar iken hep Allah`ı hatırlayıp anarlar ve göklerin, yerin yaratılışı hakkında inceden inceye düşünürler. Şöyle derler: Ey Rabbimiz, sen bunları boşuna yaratmadın. Sen pak ve münezzehsin. Bizi ateşin azabından koru."
Sonra eve döndü, misvaklandı ve abdest aldı. Sonra kalkıp namaz kıldı, sonra yattı. Sonra kalkıp tekrar dışarı çıktı ve semaya nazar etti. Yine bu ayetleri okudu. Sonra döndü, tekrar misvaklandı ve abdest aldı. Sonra kalkıp namaz kıldı. (17)

Resulullah (sav) Efendimizin misvakla ilgili emir ve tavsiyeleri şöyle:

1. Ümmetimi meşakkate düşürmüyor olsaydım, onlara her namazın önünde misvakı emrederdim. (18)
2. Ümmetime zorluk vermemiş olsaydım, her abdestte misvak kullanmalarım emrederdim. (19)
3. Oruç tuttuğunuzda sabahleyin misvak kullanın, lakin akşama doğru kullanmayın. Akşam üzeri iki dudağı kurumuş oruçlu bir kimse için misvak uygun olmaz. Zira o kurumuş dudaklar kıyamet gününde gözü önünde bir nur olacaktır. (20)
4. Sizin ağızlarınız Kur`an için yollardır. Onları misvakla temizleyin. (21)
5. Misvak kullanınız. Zira misvak ağzı temizleyen ve Rabbi razı eden bir alettir. Cebrail her gelişinde bana misvak kullanmayı tavsiye etti. Öyle ki, bana ve ümmetime farz kılacağından korktum. Ümmetime zorluk vereceğinden korkmamış olsaydım misvak kullanmalarını emrederdim. Ben o kadar çok misvak kullanırdım ki, dudaklarıma iz yapmasından ve dişlerimin aşınacağından korkardım. (22)
6. Bana misvak kullanmak o derece emredildi ki, bu konuda bana bir vahiy gönderileceğini sandım.(23)
7. Ben, misvak kullanmakla o derece emredildim ki, üzerime farz kılınacağının sandım. (24)
8. Cebrail misvak kullanmayı bana o kadar tavsiye etti ki, azı dişlerimden endişe ettim. (25)
9. Misvak kullanarak kılınan namazın fazileti, misvak kullanmadan kılınan namazdan yetmiş kat fazladır. (26)
10. Misvak olmadığında, parmak misvak yerine geçer. (27)
Hadis-i şeriflerde ağzın her zaman temiz tutulması gerektiğinianlıyoruz. Misvak olmadığı zaman başka bir şeyle de bu temizliğin yapılabileceği ifade ediliyor. İmkanların ve araçların çok fazlalaştığı günümüzde bile toplumlar ağız ve diş sağlığına gereken önemi vermiyorlar. Resulullah (sav) Efendimizin uygulamalarının ve tavsiyelerinin ne kadar güzel ve her zaman geçerli olduğunu görüyoruz.
- Panzehir dergisinden -
Dipnotlar :
Müslim tercümesi : (12) c.1 s. 327/44, (13) c.1 s.327/45, (15) c.1 s. 328/46. (17) c.1 s.328/48
Tirmizi-tercümesi : (7) c.1, s.246/5, (18) c.1, s.38/22
Terğîb ve Terhîb tercümesi : (4) c. 1 s. 246/6, (14) c.1 s. 246/8, (16) c.1 s. 247/9, (19) c.1 s. 244/2, (22) c.1 s. 247/10, (23) c.1 s. 248/11, (24) c.1 s. 247/12, (25) c.1 s. 247/13, (26) c.1 s. 250/16,
Ramuz el-Ehadis : (1) s. 214/10, (2) s. 214/7, (3) s. 325/1, (5) s. 214/8, (8) s. 214/9, (9) s.548/2, (10) s. 548/3, (11) s. 554/14, (20) s.3/4, (21) s.116/ 8, (27) s. 190/1,
İhya : (6) c.1 s.354
Kaynak: www.saglikvakfi.org.tr

Depresyon Nedir?


Depresyon Nedir?
Depresyon duygusal, zihinsel, davranışsal ve bedensel bazı belirtilerle kendisini gösteren bir durumdur. En dikkat çekici belirtisi çökkün ruh hali ile ilgi ve zevk almada belirgin azalmadır. Depresyondaki kişi duygusal açıdan mutsuz, karamsar ve ümitsizdir. Eskiden en severek yaptığı işler bile artık zevk vermez olmuştur. Kişi kendini hüzünlü ve yalnız hisseder. Kendisine ve çevresine ilgisi azalır. Yoğun suçluluk duyguları olabilir. Herkese yük olduğunu düşünüp gereksiz yere sorumluluklarını yerine getirmediğini düşünür. Genellikle iç sıkıntısı, daralma, huzursuzluk ile birliktedir. Bazen kendisinin tüm duygularını yitirmiş gibi hissedebilir.
Depresyon zihinsel faaliyetlerimizi de engeller. En sık görülen belirtiler dikkatini toplayamama ve unutkanlıktır.
Depresyonun davranışlardaki etkisi enerji azalmasına bağlı hareketlerde yavaşlama, aşırı halsizlik şeklinde olur. Basit günlük işler bile kişi için bir yük olmaya başlar. Sosyal ilişkilerden kaçınır, yalnız kalmayı tercih eder, sorunlarını ve sıkıntılarını paylaşmaz. Cinsel ilgi ve isteğinde de belirgin azalma olur.
Bazı bedensel belirtilerde depresyonda ortaya çıkabilir. İştah da belirgin azalma kilo kaybı bazen tam tersi aşırı yeme eğilimi olabilir. Sık görülen belirtilerden biri de uykusuzluktur. Uykuya dalamama, uykunun sık sık bölünmesi veya sabah çok erken uyanma şeklinde sorunlar görülebilir. Bazı kişilerde aşırı uyuma eğilimi olabilir. Bu kişiler çok uyumalarına rağmen dinlenmiş olarak uyanmazlar. Baş, boyun sırt, eklem ağrıları, mide-bağırsak şikayetleri eşlik edebilir.
Tüm bu belirtiler en az iki hafta sürekli olarak devam eder. Kişinin mesleki, ailesel ve kendisi ile ilgili sorumluluklarını yapmasına engel olur.
SÖZÜ EDİLEN BU BELİRTİLERİN HEPSİNİN AYNI KİŞİDE ORTAYA ÇIKMASI GEREKMEZ. Bazen depresyon bu belirtilerin bir kısmıyla kendisini gösterir. Ayrıca belirtiler hafif, orta, ağır şiddette olabilir ve belirtilerin şiddeti kişiden kişiye değişebilir.
Kaynak: Prof.M.Y.Agargün

Erkeklerde Depresyon



Erkeklerde Depresyon
Elimizdeki raporlara göre depresyona giren kadınların erkeklere oranı çok daha az olduğundan depresyon genellikle bir "kadın hastalığı" olarak düşünülür. Oysa erkeklerde depresyon , farkına vardığımızdan daha yaygın olabilir. Pek çok erkek karamsarlığı erkekliğine yakıştıramadığı için durumunu gizlemeye çalışır. Ve başarır da: Ülke çapındaki araştırmalara göre, psikiyatrist dışındaki hekimler, erkeklere depresyon tanısı koyma konusunda %70 oranında yanılırlar. Ne varki , Amerikan Psikiyatri Birliği'nin son yıllık toplantısında , erkeklerde depresyonun gizli kalmasının bir nedeni , onların bu rahatsızlığı kadınlardan farklı ifade etme eğilimleri olabiliceği belirtilmiştir. Araştırmaya göre kadınlar üzüntüyü genellikle içine atarken, erkekler dışa vurur. Depresyondaki kadınlar sorunları hakkında konuşur ve dışarıdan yardım isterken, depresyondaki erkekler içlerindeki acıya karşı daha dayanıksızdırlar ve rahatlamak için bir eyleme veya maddeye dönerler. Erkeklerde depresyon, depresyondan kaçmak için kullandıkları savunular kadar açık değildir.Buna "örtülü ya da maskeli depresyon" deriz. Örtülü depresyonun başlıca üç belirtisi vardır. İlk olarak, erkekler alkol ya da uyuşturucu kullanarak, aşırı çalışarak ve ya evlilik dışı ilişkiler kurarak acıdan kaçmaya çalışırlar. Kendilerini dışarıdan soyutlar, sevdiklerinden uzaklaşırlar. Ayrıca kızgınlık ve şiddetle, ani çıkışlar da yapabilirler.Depresyonun nedenleri kadınlarda ve erkeklerde farklılık gösterir. Depresyondaki kadınlar kendilerini sıklıkla güçsüz hissederlerken, depresyondaki erkekler, gereksinimlerinden ve diğer insanlardan koptuklarını duyumsarlar. Bu tutum, çocuklukta, erkek çocuklara annelerinden, duygularından ve kırılganlıklarından uzaklaşmaları öğretildiği zaman başlar. Burada anahtar, yeniden bağlanmaktır. Tedavi öncelikle, gizli durumun ele alınabilmesi için, şiddet içeren ya da kişinin kendi kendine iyileştirmek için başvurduğu davranışların yani alkolizmin, evlilik dışı ilişkinin, işkolizmin çözülmesini gerektirir. Ama erkeklerde depresyonun nihai çaresi, yeniden bağlantı kurmaktır. Erkek depresyonunun kökeninde , stoacılığı ideali ve onu izleyen soyutlanma vardır. Bu durumda depreyona en kalıcı çözüm, yakınlarıyla bağlarını yeniden güçlendirmektir.
Kaynak: Psikolog Esin AŞKIN

20 Ocak 2008 Pazar

vitaminler

Vitamin nedir? Normal vücut kimyası ve genel sağlığı için gerekli kimyasal bileşimlerdir. Bunlar vücudun kendisi tarafından üretilmemekte olup genellikle gıda maddelerinden alınmaktadır. Vitaminler alınan gıdaya kalori ekler mi? Hayır. Vitaminler yaşam için gerekli midir? Evet. Ancak, vitamin yetersizliğinin getirdiği hastalıkların meydana çıkması için bazen çok uzun süreler geçer. Bir kişi vitaminlere ihtiyacı olduğunu nasıl anlayabilir? Vitamin eksikliği işaret ve belirtilerinin teşhis edilmesi çok zor olabilir. Şurası muhakkaktır ki bir hasta kendi vitamin eksikliğini tespit edemez ve rast gele vitamin almaya başlaması doğru bir hareket olmaz. Normal diyete ilaveten vitamin hapları alınması hastalığa karşı genel direnişi artırır mı? Hayır. İnsanların gıdaları ile aldıkları vitaminler ve vücudun vitamini emme durumu normalse, ayrıca vitaminler alınması hastalığa karşı direnişi artırmaz. Bir yetersizliği tedavi etmek için ne kadar süre ile vitaminler alınmalıdır? Yetersizlik uzun süreliyse vücudun normal durumuna yeniden gelmesi için birkaç hafta süre gerekebilir. Eğer yetersizlik yeni başlamışsa yeterli vitaminler alınması hemen derhal tesirini gösterir. Vitamin yetersizliğin nedenleri hangileridir? a. Yetersiz gıda veya dengesiz gıda alınması. b. Bağırsakların görevlerini yapmamaları veya bağırsak hastalığından dolayı vitaminin vücutta yetersiz derecede emilmesi. c. Vücudun çeşitli organlarında bulunabilecek hastalıklardan dolayı gelen yetersiz vitamin metabolizması. d. Hastalık, gebelik, çabuk büyüme ve gelişme, baskı (stres) hallerinde veya fazla hareketlilik hallerinde, hasta ameliyat durumlarında meydana gelen normalin dışında vitamin ihtiyaçları. Vitamin yetersizliğinden ne gibi hastalıklar meydana gelebilir? a. A vitamini eksikliği: 1. Geceleri görme kabiliyetinin eksilmesi. 2. Göz, cilt ve solunum yolu dokularında kuruma belirtileri. 3. Dişlerin ve kemiklerin teşekküllerinde bozukluklar. b. B 1 vitamini veya "tiamin" yetersizliği: 1. Beriberi hastalığı, kilo kaybı, adale güçsüzlüğü, nevroz, akli düzensizlik ve kalbin iyi çalışmaması gibi belirtiler gösteren ve çok ciddi olan bir yetersizlik hastalığı. 2. B 1 vitamininde daha hafif yetersizlik kilo kaybı, iştahsızlık, kuvvet kaybı ve sinir dokularının zedelenmesi gibi hallere neden olabilecektir. c. B 2 vitamini veya "riboflavin" yetersizliği: 1. Ağız civarında cildin çatlaması, burundan dudaklara doğru inmekte olan cilt bölgesinde kabuk bağlayan yaralar. Aynı zamanda ağız ve dilde tahriş ve kızartılar. Bunlar daha sonra morumsu bir renk alırlar. d. Nikotin asidi yetersizliği: Pellagra, cildin güneşe maruz kaldığı vakit karakterize olan ciddi bir yetersizlik hastalığı. Bu hastalık ciltte kızıllıklar meydana getirir. Pellagra ile birlikte mide ve bağırsaklarda da rahatsızlıklar, ayrıca akli düzensizlik ve zihin karışıklığı meydana gelmektedir. e. Folik asit yetersizliği: Bu yetersizlik çeşitli tipte ciddi anemilere neden olur. f. B 6 vitamini veya "piridoksin" yetersizliği: Mide ve bağırsak rahatsızlığı belirtileri, genel zafiyet, sinirlilik, alınganlık ve sinir sisteminde doku zedelenmeleri bu vitamin yetersizliğinden meydana gelebilir. g. B 12 vitamini yetersizliği: Bu yetersizlik anemi pernisyöz ve nefrit (sinir iltihabı) gibi sinir doku hastalıkları getirebilir. h. C vitamini veya askorpik asit yetersizliği: İskorbüt illeti. Bu hastalık aşırı zafiyet ve kanamalara neden olmaktadır. Kanamalar diş etlerinden veya başka organlardan da olabilir. Kanamalarda kanayan yerlerde geniş yaralar da açılır. i. D vitamini yetersizliği: Raşitizm. Aldıkları gıdadaki kalsiyumu emememekten ve kemik teşekkülünde sakatlıklara neden olan, bebeklerde ve çocuklarda görülen bir yetersizlik hastalığı. Bu hastalığın ilerlemiş safhasında bacaklar eğrilir ve pelvis veya göğüste kusurlu teşekküller meydana gelebilir. j. E vitamini yetersizliği: Bazı araştırmacıların kanaatine göre, E vitamini yetersizliği kısırlığa, kalp ve kan damarları hastalıklarına, adale ve sinir hastalıklarına neden olmaktadır. E vitamininin asıl rolü tıpta henüz tam olarak tespit edilmemiş bulunmaktadır. k. K vitamini yetersizliği: K vitamini normal kan pıhtılaşmasında gerekli önemli maddelerin birinin üretimi ile ilgilidir. Sarılıkta görüldüğü gibi K vitamini yetersizliği vücudun muhtelif salgılı zarlardan, gelebilecek ciddi kanamalara yol açabilir. 1. P vitamini yetersizliği: Şimdiki halde bu bileşik grubun esas fonksiyonunu tespit edebilmek için yeterli bilgi elde edilmemiş bulunmaktadır. Şimdiye kadar ele gelen deliller göstermiştir ki, bu yetersizlik kılcal damar zarlarında ve doku hücreleri arasında bulunan çimento benzeri maddelerde rastlanmaktadır. Yukarıda sayılı vitamin eksiklikleri her zaman bu karakteristik hastalıkları meydana getirir mi? Hayır. Şimdiye kadar yapılan bilimsel araştırmalar insanların genellikle bu vitamin eksikliklerini hafif derecelerde duçar olduklarını göstermiştir. Böylece, yetersizlik ciddi bir hastalık olarak belirmez, fakat yetersizliğin bazı belirtileri kendilerini gösterir. Vitamin yetersizliği genellikle bir vitaminde mi kısıtlanır? Genel olarak, tek bir vitamin eksikliği kural olmayıp istisnadır. Vitamin yetersizliği olduğu zaman genellikle birçok vitaminin eksik olduğu görülür. Hangi gıda maddeleri vitamin bakımından fazlasıyla zengindir? a. A vitamini: Tereyağı, yumurta, süt, ciğer, balık, ciğer yağları, yeşil yapraklı sebzeler ve sarı sebzeler. b. B 1 vitamini (tiamin) ; Et, bütün tahıllar, bira mayası, sebzeler, ciğer ve yumurta. c. B 2 vitamini (ribroflavin) : Süt mamulleri, etler ve yumurta. d. Nikotinik asit (niasin) : Amerikan fıstığı, ciğer mayası, sakatat. e. B 6 vitamini (piridoksin) : Et, balık, yumurta, süt mamulleri. f. B 12 vitamini: Et, ciğer, yumurta, süt mamulleri. g. C vitamini: Portakal, limon, greyfurt ve başka narenciyeler, patates, lahana, domates, yeşil biber. h. D vitamini: Balık ciğeri yağları, yumurta, süt mamulleri. i. Folik asit: Yeşil sebzeler, bira mayası, ciğer, böbrek. j. K vitamini: Yağda eriyen bir vitamin. Bunun emilmesi büyük ölçüde mide ve bağırsakların normal yağ emme kabiliyetine bağlı bulunmaktadır. k. E vitamini: Bütün tahıllarda. Günlük en az vitamin ihtiyacı ne demektir? Bir yetersizlik hastalığını önlemek için yeterli gelecek ve uzun süre her gün alınacak en az vitamin miktarı. "Terapötik formül" vitaminleri teriminin anlamı nedir? Vitamin hastalıklarının büyük çoğunluğunu önleyebilmek ve tedavi etmek için bilinen bütün vitaminlerin yeterli derecede bir bileşimde toplanarak gerekli miktarda verilmesi. Genellikle verilen dozaj normal olarak gereken günlük miktarın birkaç mislini aşmaktadır. Her yetersizlik görüldüğünde "terapötik formül" vitaminleri rutin olarak alınmalı mı? Hayır. Böyle bir hareket pahalıya mal olur, lüzumsuz israf olur ve bilimsel lojiğe aykırı düşer. Fazla vitamin dozajı alınması zararlı mıdır? Evet! Bazı vitaminlerin, özellikle A ve D vitaminlerinin, fazla dozajlarda alınmasıyla zehirlenmeler ve bazı halde kalıcı hasar mey dana gelebilir. Sağlıklı kalabilmek için rutin olarak vitamin hapları alınmalı mıdır' Hayır. Bunlar yalnızca belirli bir vitamin veya diyet yetersizliği bilindiği zamanlarda alınmalıdır. Rutin olarak vitaminlerin alınmasına başlanmadan önce bunları alacak olan kişi buna kendiliğinden mi karar vermeli veya daha önce bir doktora mı danışmalı? Doktora danışmalıdır. Birçok kişi reklamlara kapılarak gerektiğinden fazla vitaminler almaktadırlar. Bu, bir taraftan israf olduğu gibi, bazı hallerde fazla dozajlar alındığı takdirde zararlı olabilir. Vitaminleri enjeksiyon yoluyla verme lüzumu ne zaman doğar? a. Bazı ameliyatlardan sonra veya ciddi mide-bağırsak rahatsızlıkları halinde ağızdan verme mümkün olmazsa. b. Bağırsaklar ağızdan alman vitaminleri iyi emme kabiliyetini göstermezse. c. Ciddi yetersizliklerde büyük dozajların birden verilmesi gerekirse ve doktor bu büyük dozajların çabucak emilmesi ihtiyacı duyarsa. Yeni doğan bebeklere rutin olarak hangi vitaminler verilir? Yeni doğan bebeklere genellikle her gün A, B, C ve D vitaminleri verilir. Gelişmekte olan çocuklara normal olarak hap halinde fazla vitamin verilmesi gerekli midir? İyi dengelenmiş bir beslenme düzenleri varsa hayır. Diyete vitamin ilave edilmesi ancak doktor tavsiyesi ile yapılmalıdır. Yaşlanmış kişiler fazla vitamine ihtiyaç duyarlar mı? Son bilimsel araştırmalar yaşlanmakta olan kişilerin fazla vitamin almaktan faydalanabileceklerini göstermiştir. Bunun nedenleri şunlardır : Yaşlanmakta olanlarda vitamin bakımından zengin olan gıda maddelerin günlük alımı azalmıştır. Mide ve bağırsakların emme kabiliyeti azalmıştır ve metabolik mekanizmaları yetersiz kalmıştır. Gebe kadınlara genellikle hangi vitaminler fazla olarak verilmelidir? Gebelik halinde kadınların fazla vitamin ihtiyaçları göz önünde bulundurularak bunlara fazla vitamin verilmesi adet haline gelmiştir. Fazla olarak verilen vitaminler şunlardır: A, C, D ve B kompleksi. Bazı hallerde bunlara E, K ve P vitaminleri ilave edilmektedir. Bu vitaminler normal dengeli bir diyet yerine verilmemelidir. Çok şişman olan ve zayıflamak için çok az yemek yiyen kişilere vitaminler verilmeli midir? Evet, böyle kişilerin bilinen vitaminlerin çoğunluğunu ihtiva eden polivitamin (multivitamin) preparasyonları almaları faydalıdır. Vitaminler sinirli olan kişileri teskin etmek için yararlı mıdır? Ancak sinirli haller vitamin yetersizliğinden ileri gelmekteyse. Bu gibi hallere nadiren rastlanmaktadır. Anemi (kansızlık) tedavisinde vitaminler yararlı olmakta mıdırlar? Yalnız vitamin yetersizliğinden meydana gelen çok az tipte anemiler vardır. Ancak, anemi ile birlikte vitamin eksikliği görülürse o zaman vitaminler verilmelidir. Fazla vitamin alınmakla soğuk algınlıkları, grip ve enfluenza hastalıkları kısmen önlenebilir mi? Bunu ispat etmek için yeterli derecede bilimsel deliller mevcut bulunmamaktadır. Ancak vitamin yetersizlikleri olan kişilerin üst solunum mekanizması hastalıklarına karşı daha hassas oldukları sanılmaktadır. Mineral yağların devamlı olarak alınması vitaminlerin emilmesini engeller mi? Mineral yağların alınması vitaminlerin emilmesini engelleyebileceği şüphelidir. Böyle muhtemel bir hali önlemek için vitaminlerin mineral yağlardan birkaç saat önce veya sonra alınması faydalı görülmektedir. A vitamini alınmasıyla görüşte iyileşme kaydedilir mi? Eğer görüş eksikliği A vitamini yetersizliğinden ileri gelmemişse hayır. Satın alınan vitamin markaları arasında fark gözetilmeli mi? Bütün vitamin istihsali Sağlık Bakanlığı'nın kontrolü altında yapılmaktadır. Etiketlerde miktarlar yazılı olduğu müddetçe bütün vitaminlerin alınmasında bir sakınca yoktur. "Genel yetersizlik durumlarında" vitaminler yararlı olabilir mi? Yalnız bu gibi hallerde vitamin yetersizliği varsa, evet. Vitaminler kilo alınmasına yardımcı olabilir mi? Ancak alınmakta olan diyette vitaminler eksikse ve bu yetersizlik iştahsızlığa ve yeterli gıda alınmasına neden olmuşsa evet.

Sağlık Nedir ?

Sağlık Nedir ?
“Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi / Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi.” Zamanın bütün zenginliklerine ve Osmanlı İmparatorluğunun tahtına sahip olan Kanuni Sultan Süleyman; sağlığın elde edilen tüm nimet ve zenginliklerden daha üstün olduğu çok anlamlı bir biçimde bu şiirle dile getirmiştir.Gerçekten de sağlık mutlu bir hayatın parçasıdır. Hastalık ve sağlık kavramları kültürlere bağlıdır. Bir yörede,toplumun çoğunda bağırsak paraziti varsa,bu durum hastalıktan sayılmayabilir.Sigara içen biri kişi,öksürüğünü sigaraya bağlayıp gerçek nedeninin bir başka şey olabileceğini dahi düşünmeyebilir.Çocuğu ishal olan bir anne,tüm çocuklar ishal oluyor düşüncesiyle bu durumu hastalıktan saymayabilir.Bir sakatlık olarak bilinen ve kundak yapılan çocuklarda çok görülen doğuştan kalça eklemi çıkığı Navajo yerlilerinde çok yaygın olduğundan hastalık olarak kabul edilmez. Eskiler bazı köylerde belli bir yaştan sonra trahoma bağlı körlüklerin kaçınılmaz bir durum olduğuna inanıldığını,ancak devletin etkin trahom mücadelesi ile körlüğün kaçınılmaz bir olay olmadığını anladıklarını belirtirler.Ayrıca pek çok kişi hasta veya yakınması olmadığı zaman kendisini sağlıklı kabul eder. Hastalık ve sağlık kavramları kültüre bağlı olmasına rağmen,insan her yerde insandır ve bu nedenle sağlığının bir evrensel tanımı olmalıdır.Dünya Sağlık Örgütü sağlığı şöyle tanımlanmaktadır:”Sağlık,yalnızca hasta veya sakat olmamak değil bedenen,ruhen ve sosyal yönlerden tam bir iyilik halidir.”Bu tanım artık bütün dünya ülkelerinde kabul edilen bir tanımdır.O halde,kişinin tam sağlıklı olabilmesi için bedenen hasta veya sakat olmaması yetmemektedir.Bu kişinin aynı zamanda ruhen de dengeli olması,sosyal yönden tam bir iyilik hali içinde olması gerekmektedir.İnsanı diğer canlılardan ayıran özelliklerden biri de sosyal bir varlık oluşudur. Yaşamımızın her anında çevremize ki kişilerle ve olaylarla ilgili ve kaşıklıklı bir etkileşim içinde bulunuruz.Bu olayların sağlığımızı etkilediği bir gerçektir.Öyle ki,toplum hayatının etkileri sonucu oluşan bazı hastalıklar için sosyal hastalıklar deyimi kullanılmaktadır. Verem hastalığı bunlardan biridir. Bu hastalığın,toplumun ekonomik olarak düşük düzeydeki,yoksul,çok çocuklu,eğitimsiz ve bozuk bir çevrede yaşayan ailelerde daha fazla görüldüğü bilinmektedir.Bir başka deyişle yoksulluk,eğitimsizlik gibi sosyal olgular,verem hastalığının temelinde yatan olaylardır.Aynı şekilde yetersiz beslenmede,gelişme geriliğinde,bulaşıcı hastalıklara yakalanmada, kazaların oluşmasında,hatta doğuştan sakatlıkların ortaya çıkmasında sosyal ve kültürel faktörlerin payı vardır.Özetle sağlık sosyal bir olaydır. aynı zamanda.Bu nedenle,sağlık olaylarından ve sağlıklı olmak için yapılması gereken çabalardan söz ederken;sağlığı etkileyen biyolojik ve fiziksel nedenlerin yanı sıra sosyal olayların da göz önünde bulundurmak zorundayız. İnsanı anlayabilmek,hastalık ve sağlığını değerlendirebilmek için onu çevresi ile bir bütün olarak kavrayabilmek ve insanla çevresi arasındaki etkileşimi anlamak gerekir.İnsanın çevresini incelemeyi kolaylaştırmak için,çevresel etmenleri;biyolojik ,fizik ve sosyal çevre olmak üzere üçe ayırabiliriz.Bu etmenler ve insan sürekli bir etkileşim halindedir.Etkileşim;yalnız insan ve çevresel etkenler arasında değil aynı zamanda bu etkenler arasında da vardır.Bu etkileşme ağı içinde insanı bir bütün olarak görmek gerekir.Bunu bir saatin çeşitli parçalarını ve nasıl işlediğini bilmek,onu bir sakat olarak görmemizi engellemediği gibi insan ve çevresindeki etmenleri ayrı ayrı görüp bilmemiz,bütünü düşünmemiz ve görmemizi engellemediği gibi insan ve çevre- sindeki etmenleri ayrı ayrı görüp bilmemiz,bütünü düşünmemiz ve görmemize engel olmamalıdır. İlkçağlarda hastalıkların;kötü ruhlar,cinler ve periler veya niyetlerin bakışlarından(nazar) meydana geldiğine inanılırdı.Bilimsel gelişmenin emekleme döneminde olan insanlar;karşılaştıkları sağlık sorunlarını,sihir,muska,mavi boncuk,büyü gibi araç ve uygulamalarla çözmeye çalışıyorlardı.Salgınlar gibi toplumsal felaketlerde tapınaklara doluşur,ayin yapılıyor,büyücülere koşuyorlardı. Ne yazık ki günümüzde de bu gibi ilkel yaklaşımların kalıntıları, eğitim düzeyi düşük kişiler arasında sürüp gidebilmektedir. Daha sonra bazı temel besin maddelerinin eksikliğinin önemli sağlık sorunlarına yol açtığı anlaşıldı.Daha önce lanetlenmiş gemilerde çıktığı sanılan skorbüt hastalığının,sadece kuru ve konserve veya salamura yiyecek yenilmesinden kaynaklandığı anlaşıldı.Skorbütün C vitamini eksikliğinden meydana gelen bir hastalık olduğu ortaya çıktıktan sonra sorunlar daha kolay çözümlendi. Bunu mikropların bulunuşu izlendi.Bir çok hastalığın sebebi mikroplardı.Daha sonra mikropların neden olduğu hastalıkların büyük çoğundan bağışıkla ma ile korunabilmenin mümkün olduğu ortaya çıktı. Sanayileşme;çevre kirliliği,hava kirliliği ve kimyasal atık sorununu birlikte getirdi.Artık çevre olayları daha geniş anlamda bir sağlık sorunu yaratıyordu. Sorunların çözümü için insanı çevresi ile bir bütün olarak ele almak gerekliydi. Günümüzde en önemli hastalıkların nadir veya tedavisi güç hastalıklar değil,bir toplumda en çok görülen,en çok sakat bırakan ve en çok öldüren hastalıklar olduğu anlaşılmıştır.Kişi ve toplumların sağlık düzeyini,sosyal ve ekonomik nedenler belirler;bunlar fizik,biyolojik ve diğer çevre faktörleri değil, küçük toplumsal birim olan aileden başlayarak bütün toplumun sorunudur. Sağlıkla ilgili harcamalar bir masraf değil,insan gücü yatırımıdır.Hastalanan ve ölen kişiler toplum için kayıptır.Toplumların en önemli zenginliği sağlıklı ve iyi yetişmiş insan gücüdür.Sağlık harcamaları bir yatırımdır.Çünkü üretim ve katkı gücü yüksek bir insan gücü yaratmayı amaçlar.

Anne sütü, IQ seviyesini artırıyor


İngiltere ve Yeni Zelanda’da yapılan bir araştırmada, anne sütünün bazı çocuklarda zeka seviyesinin gelişimi üzerinde olumlu etkisi olduğu görüldü



Anne sütü ile beslenen çocukların FADS2 adı verilen bir genin özel değişkesi sayesinde zeka düzeylerinin gelişim seviyesinde artış olduğu ortaya çıkarken, araştırmada, zeka seviyesinin yüksek olmasında anne sütünün tek başına etken olmadığı, aile, sosyal çevre gibi çevresel etkenler ile genetik faktörlerin de rol oynadığı tespit edildi.Etkenler muhtelifİngiltere ve Yeni Zelanda’da 3 bin bebek üzerinde inceleme yapan araştırmacılar, FADS2 geninin özel değişkesine sahip çocukların IQ seviyesinin diğer çocuklardan 6,8 puan yüksek olduğunu buldular. Bu farkın, çocuğun sosyo-ekonomik durumu, annenin IQ’su, bebeğin doğum ağırlığı veya hamilelikte annenin yaşı gibi etkenlerle değişkenlik gösterdiği belirlendi.Anne sütü yegane kaynakFADS2 genini incelediklerini, doğumdan sonraki ilk aylarda beyinde toplanan, poliansatüre (çoklu doymamış) yağ asitlerini besleyici yağ asitlerinden dönüştüren bir enzimin anne sütünde bulunduğunu belirten araştırmacılar, bu enzimin zeka seviyesinin gelişimi üzerinde bir etkisi olabileceğini düşünüyorlar.Milliyet

BÖBREK NAKLİ

Böbrek Nakli
Böbrek Nakli; 1. Canlı vericiden (Yakın ve uzak akraba, eş) 2. 2. Kadavradan olmak üzere iki kaynaktan yapılır.
Transplantasyon sonrası böbrek fonksiyonlarının hemen yerine gelmesi nedeniyle tüm fizik ve psikolojik bozukluklar düzelir. Ancak, takılan böbreğin vücutca reddi (Rejeksiyon) gibi ciddi bir sorunu da vardır.
Gerekli şartlara uyulmazsa rejeksiyon, transplante böbrek için her zaman bir tehlikedir.
Genel Bilgiler Aralarında kan bağı olanlarda yapılan böbrek nakli çok kez alıcıda iyi uyum gösterir. Alıcı ve vericinin çok iyi incelenmesi bu başarıyı artırmaktadır. Bu nedenle canlıdan yapılan nakillerin başarı oranı daha fazladır. Son yıllarda tedaviye eklenen yeni ilaçlar kadavradan yapılan nakillerin de başarı oranını artırmıştır. İlaç tedavisi ile düşmeyen tansiyon, iltihap kaynağı olan böbrekler varsa bunlar transplantasyondan 3 4 hafta önce ameliyatla çıkarılır.
BÖBREK TRANSPLANTASYONU Son evre böbrek yetmezliğinin en uygun tedavi şekli böbrek transplantasyonudur.
Böbrek transplantasyonunda iki organ kaynağı vardır.
1. Canlı verici 2- Kadavra
Canlı Vericiler 1. Derecede akrabalar (Anne, baba, kardeş ve çocuklar) 2. 2. Derecede akrabalar (Hala, amca, dayı, teyze) ve akraba olmayan uygun vericiler (B5 gibi) dir
Kadavra Verici : Beyin ölümü olan sistemik bir enfeksiyon ve kanser vb. olmayan kişilerdir
Kadavra ve canlı vericilerde A-B-0 kan grubu uyumu ve doku ila negatif crossmatch (Rh Faktörü önemli değildir) uyumu gerekir.
Canlı vericilerde, 1 ve 2 antigen uyumsuzluğu (Mismatch) varsa vericiler kabul edilebilir.
Kadavrada ise HLA B ve DR den birer antigen uyumu ile negatif Crossmatch yeterli uyum sayılır.
Transplantasyon öncesi alıcı ve vericilerin tüm tetkikleri tamamlanıp, böbrek transplantasyonunun yapılmasına karar verildiğinde alıcı ve verici hastaneye yatırılır Ameliyattan üç gün önce alıcının bağışıklık sistemini baskılayan ilaçlara başlanır ve hasta izole edilir. (Tek başına bir odaya alınır)
Ameliyatta, böbrek, hastanın kasık bölgesine takılır.
(Arter, atardamar, Ven-toplardamar) bağlantıları bölgedeki damarlara yapılır, Üreter denen idrar kan ağızlaştırılır
Ameliyat sonrası tüm yaşam süresince devam edecek bağışıklık sistemini baskılayan ilaçlarla tedavi devam eder. Hasta ameliyat sonrası 2-3 hafta hastanede yatar, taburcu edildikten sonra periyodik kontrollere gelir.
BÖBREK NAKLİ YAPILAN HASTALAR İÇİN ACİL SORUNLAR KLAVUZU
Böbrek nakli olduğunuz üniteyi günün her saatinde arayabilirsiniz. Transplant koordinatörü size yapmanız gereken her şeyi açıklayacaktır. r 1. Ateşiniz yükselirse 2. İlaçlarınızı karıştırır ve dozlarını unutursanız 3. Kısa zamanda aşırı kilo alırsanız (Her gün tartılmanız gereklidir. Bu vücudunuzda aşırı sıvı biriktiğini, idrarla atamadığınızı gösterir) 4. Tansiyonunuz aşırı yükselirse (150/90 ı geçerse) 5. Nefes almada zorluk, sıkışma hissi, kanlı köpüklü balgam, karın ağrısı, kusma, ishal, kanlı idrar ve idrar miktarında Azalma olması durumunda derhal ameliyat olduğunuz kliniği arayınız

alıntıdır: saglik.tr.net

kanser

Servikal (Rahim Boynu) Kanser
Uyarıcı Belirtiler: Anormal vajinal kanama.
Kanser Riski Faktörleri: Genital (Cinsel) bölgelerde kabarcıklar oluşturan deri iltihaplan veya genital siğil enfeksiyonları-, ergenlik çağına geldikten kısa bir süre sonra cinsel ilişkiye girme veya çok fazla cinsel ilişki partnerinin olması.
Check-up Kuralları: Onsekiz yaşına gelen kadınların veya seksüel olarak aktif olanların her yıl Pap testi yaptırması ve pelvik muayeneden geçmesi gerekir. Birbirini takip eden üç veya daha fazla normal sonuç veren yıllık muayenenin ardından doktorunuz Pap testinin daha az aralıklarla yapılmasına karar verebilir.


Endometrium (Rahim iç zarı) Kanseri
Uyarıcı Belirtiler: Anormal vajinal kanama.
Kanser Riski Faktörleri: Geçmişte kısırlık olması veya yumurtlama olmaması; menapozun geç başlaması veya uzun süreli östrojen tedavisi, vücutta aşırı yağlanma; çok fazla sigara içmek.
Check-up Kuralları: Menapoza geldikten sonra geçmişinde kısırlık, aşırı şişmanlık, yfmurtlayamama, anormal rahim kanaması veya östrojen tedavisi olan kadınların endo-metriyal biyopsi yaptırmaları gerekir.


İdrar Yolu ve Mesane Kanseri
Uyarıcı işaretler: idrarda kan; sırt ağrısı; kilo ve iştah kaybı, sürekli ateş; anemi (kansızlık).
Kanser Riski faktörleri: Elli yaşın üzerinde olan erkeklerde-, çok fazla sigara içenlerde, geçmişte kronik idrar yolu enfeksiyonlarından rahatsız olanlarda daha fazla görülür.
Check-up Kuralları: Komple fiziki muayeneniz sırasında yapılan rutin idrar tahlilleri idrarınızda kan olup olmadığını (hemıtüri) gösterecektir. Eğer hematüri bulunursa, doktorunuz anormal bir doku da bulursa, biyopsi de dahil olmak üzere sistoskopik bir muayene yapabilir. Doktorunuz bir böbrek filmi de isteyebilir.



Ağız Kanseri
Uyarıcı işaretler: Ağzınızın renginde herhangi bir değişiklik veya ağzınızda iyileşmeyen herhangi bir yara.
Kanser Riski Faktörleri: Genellikle kırkbeş yaşın üstünde erkeklerde, çok fazla sigara içenlerde ve özellikle çok fazla alkol kullanımı ile birlikte dumansız tütün kullananlarda (tütün çiğneyenlerde) daha fazla görülür.
Check-up Kuralları: Eğer iyileşmeyen bir yara varsa doktorunuza veya diş hekiminize başvurun.


Gırtlak Kanseri
Uyarıcı Belirtiler: Boğuk seslilik.
Kanser Riski Faktörleri: Çok fazla sigara içmek, eğer fazla miktarda alkol kullanımı ile birlikte oluyorsa.
Check-up Kuralları: Konuşma özelliğinizde herhangi bir değişiklik olması durumunda bir boğaz uzmanı tarafından yapılan muayene veya eğer çok fazla sigara içiyorsanız yıllık muayene.

Prostat Kanseri

Prostat Kanseri
Uyarıcı Belirtilen idrara çıkmada zorluk; sırtın alt kısmında sürekli bir ağrı, pelvis veya kasıkların üst kısmında sürekli ağri; idrarda kan.
Kanser Riski Faktörleri-. Yetmiş yaşın üzerinde olan erkeklerde daha fazla görülür.
Check-up Kuralları: Eğer kırk yaşın üzerinde iseniz, periyodik tıbbi muayeneniz sırasında bir dijital (parmakla) rektal muayeneden de geçmeniz gerekir.

Cilt Kanseri

Cilt Kanseri
Uyarıcı Belirtilen Düzensiz sınırları olan küçük bir lezyon (yara, bere) ve vücutta veya kol ve bacaklarda kırmızı, beyaz, mavi veya mavi-siyah lekeler; cildin herhangi bir yerinde rengi inci beyazından siyaha kadar değişen yumru veya lezyonlar; avuç içi, ayak tabanı, el ve ayak parmaklarının uç kısımlarında koyu renkli lezyonlar; güneşe maruz kalmış cilt üzerinde daha koyu renkli beneklerle birlikte geniş kah-verengimsi lekeler; cildin herhangi bir yerinde kırmızımsı mor lekeler; ayak parmakları veya bacakta mor-kahverengi veya koyu mavi no-düller; yüz, kulak veya boyunda inci gibi veya mumlu gibi yumru veya şişler-, göğüs veya sırtta düz, ten rengi veya kahverengi yara izine benzer lezyonlar; yüz, kulaklar, boyun, eller veya kollarda pullu veya kabukla kaplı yüzeyi olan düz lezyon veya kırmızı nodul; herhangi bir bende görülen değişiklik veya iyileşmeyen bir yara.
Kanser Riski Faktörleri: Kadın ve erkeklerde kızıl saç, açık cilt rengi veya gözlerin mavi olması; çocuklukta ciddi güneş yanığı olması; ailenin geçmişinde doğum lekeleri veya benler (displastik nevüs doğumda mevcut ben oluşumu sendromu.)
Check-up Kuralları: Eğer yukarıda sıralanan uyarıcı belirtilere sahip herhangi bir cilt lezyo-nunuz varsa doktorunuza danışınız.

Akciğer Kanseri

Akciğer Kanseri
Uyarıcı işaretlen Rahatsız eden bir öksürük, öksürürken kan gelmesi ve akciğer iltihabı veya bronşit nöbetleri; göğüste ağrı.
Kanser Riski Faktörleri: Çok sigara içmek ve özellikle astbest olmak üzere çevre kirletici maddelere maruz kalmak.
Check-up Kuralları: Kırk yaşın üzerinde olan herkesin bir göğüs röntgeni çektirmesi gerekir. Bunu takip eden göğüs röntgenleri doktorunuzun kişisel kararına göre yapılacaktır.

Kolorektal (Kalın Bağırsak ve Rektum) Kanser

Kolorektal (Kalın Bağırsak ve Rektum) Kanser
Uyarıcı Belirtilen Herhangi bir rektal (makattan gelen) kanama veya dışkılama alışkanlıklarında uzun dönemli değişiklik.
Kanser Riski Faktörleri: Aile üyelerinden birinde geçmişte kolorektal polip (iyi huylu tü-moral oluşum) veya kolorektal kanser veya kronik ülserleşmiş kolit olması.
Check-up Kuralları: Kırk yaşın üzerinde olan kadın ve erkeklerin her yıl dijital (parmakla) rektal muayeneden geçmesi gerekir. Bundan öte elli yaşın üzerinde olan erkek ve kadınların en azından iki yılda bir sigmoidoskopik muayeneden geçmesi (sigmoidoskop ile kolon içinin muayenesi) ve her yıl kan bulunup, bulunmadığının kontrolü için feces (dışkı) testini yaptırması gerekir.

Testis Kanseri

Testis Kanseri
Uyarıcı Belirtilen Teslislerde herhangi bir kitle veya boyutlarında değişiklik.
Kanser Riski Faktörleri: Yaşlı erkeklerden daha çok genç erkeklerde ortaya çıkar (kırk yaşından sonra fazla görülmez); normal yerine inmemiş testisler.
Check-up Kuralları: ilk gençlik yıllarının son dönemlerinden başlayarak tüm yaştaki erkekler her ay teslislerini muayene etmelidirler.

Meme Kanseri

Meme Kanseri
Uyarıcı Belirtiler: Memede herhangi bir sertlik veya kitle, veya meme uçlarından gelen akıntı veya kan.
Kanser Riski Faktörleri: Meme kanseri genellikle elli yaşın üzerinde olan kadınlarda; hiç çocuğu olmamış kadınlarda, ilk çocuklarını otuz yaşından sonra doğuran kadınlarda, hiç emzirmemiş olan kadınlarda, ideal ağırlıklarının yüzde 40 üzerinde olan kadınlar ile cinsel olgunluğa gecikmiş olarak gelen veya gecikmiş menapozu olan kadınlarda ve ailesinde (anne veya kızkardeşlerde) menapoz öncesi meme kanseri olayı olan kadınlarda ortaya çıkar.
Check-up Kuralları: Her kadın ayda bir defa göğüslerini dikkatlice muayene etmelidir.
Buna ek olarak yirmi ile kırk yaş arasında olan kadınların her üç yılda bir göğüslerini bir hekime muayene ettirmesi gerekir. Kırk yaşın üzerinde olan kadınların bu muayeneyi her yıl yaptırması gerekir. Eğer kırk yaşın altındaysa-nız, ailenin geçmişinde göğüs kanseri yoksa yüksek risk gruplarından birine girmiyorsunuz demektir ve mamografinin alınmasına gerek duyulmayabilir. Eğer kırk ile kırkdokuz yaşlan arasında iseniz, herhangi bir belirti veya kitle yoksa ve ailenizde göğüs kanseri geçiren biri yoksa yalnızca basit bir mammogram yaptırın. Elli yaşından sonra mammogramı her yıl yaptırın. Eğer ailenizde göğüs kanseri varsa, yaşınıza aldırmaksızın her yıl bir mammogram yaptırın.